Yeşilçam'ın Zarif Oyuncusu: Belgin Doruk - Mandal Radyo
Mandal Radyo : Canlı Yayın İrtibat Numarası - (552) 427 56 62 Mandal Radyo : Sosyal Medya Hesaplarımız: - Twitter (X) - Instagram: @MandalRadyo
Anasayfa haberler Yeşilçam’ın Zarif Oyuncusu: Belgin Doruk

Yeşilçam’ın Zarif Oyuncusu: Belgin Doruk

0 Yorum

Ayhan Işık ile oynadığı “Küçük Hanımefendi” serisinin yanı sıra, Zeki Müren ile başrolü paylaştığı yapımlarla sinemaseverlerin gönlüne taht kuran Belgin Doruk’un vefatının üzerinden 29 yıl geçti.

Yeşilçam’ın unutulmayan sanatçıları arasında yerini alan sanatçı, Hasan Doruk ile Refet Hanım’ın çocuğu olarak 28 Haziran 1936’da dünyaya geldi.

Yıldız dergisinin 1952’de İstanbul Film ile düzenlediği yarışmada, genç kızlar arasında birinci seçilen Doruk, aynı yıl Faruk Kenç’in senaryosunu yazıp, yönetmenliğini üstlendiği “Çakırcalı Mehmet Efe’nin Definesi” adlı filmle sinemaya adım attı.

Sanatçı, 1953’te gerçekleştirilen güzellik yarışmasında Türkiye İkinci Güzeli seçildi, “Köroğlu/Türkan Sultan” ve Ömer Lütfi Akad’ın yönettiği, Ayhan Işık ile ilk kez kamera karşısına geçtiği “Öldüren Şehir” filmlerinde rol aldı.

Ailesinin engellemelerine rağmen Enver Paşa’nın yeğeni, yönetmen Kenç ile 1954’te evlenen Doruk’un kızı Gül, 1955’te dünyaya geldi. Çift, 5 yıllık evliliğin ardından boşandı.

Başarılı sanatçı, 1955’te Neriman Köksal ve Kenan Pars ile “Ölüm Korkusu”, Zeki Müren’le “Son Beste”, 1957’de ise Turan Seyfioğlu ile “Çölde Bir İstanbul Kızı” filmlerinde başrol oynadı. Son Beste sinemada büyük ilgi gördü.

“Küçük Hanımefendi” en beğenilen filmlerinden oldu

Oyuncu Doruk, Nejat Saydam’ın yönettiği, sinemanın unutulmazları arasında yer alan 1961 yapımı “Küçük Hanımefendi” filminde başrolleri Ayhan Işık ve Sadri Alışık ile paylaştı.

Film, yılın en çok izlenen ve en beğenilen filmlerinden birisi olup, çok olumlu eleştiriler alınca, aynı kadroyla 1962’de “Küçük Hanım Avrupa’da” ve “Küçük Hanımın Kısmeti”, 1970’te ise “Küçük Hanımın Şoförü” adlı devam filmleri çekildi.

Sanatçı Zeki Müren ile de bir dizi sinema filminde rol alan sanatçı, 1959’da “Kırık Plak”, 1961’de “Hep O Şarkı”, 1962’de “Bahçevan”, 1963’te “İstanbul Kaldırımları”, 1964’te “Hayat Bazen Tatlıdır” adlı yapımlarda oynadı.

Yönetmen ve senarist Özdemir Birsel ile 1961’de evlenen Doruk, 1964’te çekilen “Duvarların Ötesi” filminde Tanju Gürsu ve Erol Taş ile başrolü paylaştı. Sanatçının oğlu Aydın 1967’de dünyaya geldi.

Özellikle melodramlar ile duygusal güldürülerin değişmez oyuncularından biri haline gelen sanatçı, 1950 ve 1960’lı yılların en beğenilen yapımlarında rol aldı.

Başarılı oyuncu, 1969 yapımı “Ayşecik-Yuvanın Bekçileri” filmiyle 1970’te Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü.

Zayıflama ilaçlarıyla sağlığını kaybetti

Aldığı kiloları vermek amacıyla kullandığı ilaçların yan etkisi ve yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle zor günler geçiren sanatçı, bir süre akıl hastalarının tedavi gördüğü Fransız Lape Hastanesinde yattı.

Yaşadığı sağlık sorunlarının yanı sıra 1970’li yılların başında eşi de iflas edince, ekonomik olarak sarsılan sanatçının evindeki eşyalar haczedildi.

Kariyeri boyunca Ayhan Işık, Zeki Müren, Göksel Arsoy, Eşref Kolçak, Ekrem Bora, Tamer Yiğit, Ediz Hun, Cüneyt Arkın ve İzzet Günay ile başrol oynayan sanatçı, 1972’de son filmi “Gecekondu Rüzgarı”nda rol aldı.

Sinemayı 1975’te bıraktı

Zeki Müren’in “Burnunun ucundan, kirpiğinin gölgesine kadar güzel” dediği sanatçı, 1975’te sinemayı bıraktığını açıkladı.

Sadri Alışık’ın vefatından bir hafta sonra 26 Mart 1995’te hayata veda eden Doruk, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Belgin Doruk, 1987’de konuk olduğu TRT ekranlarında yayınlanan Kamera Arkası programında 1960’lı yılların Türk sinemasına dair şunları anlatmıştı:

“Bir arz talep melesi oluyordu. O filmleri yapıyorduk, çünkü halk bayılıyordu. İzleyici gülmek, ağlamak istiyordu. Hatta filmler ikişer kere çekiliyordu. Bütün romanlar falan. Bir yılda oynadığım filmler 12’yi geçmedi. Fakat bir ara zannediyordum 1958’ler falandı. 3 filmde bir gün içerisinde çalıştığımı biliyorum.

Sabah gidip öğlene kadar bir sette, öğleden akşama kadar bir sette, akşamdan sabaha kadar 3. sette çalıştığımı hatırlıyorum. Biz şunu yaşadık, ‘Altın Çağ’ diyoruz o döneme, seyircimizle kucak kucağa, o büyük coşkuyu içimizde hissederek, onlar bizle, biz onlarla. Bir film çekildiği zaman polis kordonu altında çalışırdık. O ne büyük bir izdihamdı birimizi görmek için. Sinemaların prömiyerlerinde camlarının kırıldığını hatırlıyorum.”

AA

00:00