biyografi arşivleri - Mandal Radyo https://mandal-la.com/tag/biyografi/ Mandal Radyo Fri, 19 Dec 2025 12:30:55 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://mandal-la.com/wp-content/uploads/2023/09/cropped-120-32x32.png biyografi arşivleri - Mandal Radyo https://mandal-la.com/tag/biyografi/ 32 32 Yeşilçam’ın Vicdanlı Babası: Hulusi Kentmen https://mandal-la.com/yesilcamin-vicdanli-babasi-hulusi-kentmen/ Fri, 19 Dec 2025 12:30:48 +0000 https://mandal-la.com/?p=3180 Kariyerine 500’e yakın film sığdıran Yeşilçam’ın babacan oyuncusu Hulusi Kentmen, vefatının 32. yılında anılıyor. Rol aldığı “Adile Teyze”, “Delisin”, “Ah Nerede”, “Sev Kardeşim” ve “Sosyete Şakir” gibi yapımlarla Türk izleyicisinin gönlünde yer edinen Kentmen, Bulgaristan’ın Tırnova şehrinde 20 Ocak 1912’de dünyaya geldi. Bir süre sonra ailesiyle Türkiye’ye göç eden sanatçı, çocukluğunu İzmit Körfezi’nde geçirdi. Kentmen, […]

Yeşilçam’ın Vicdanlı Babası: Hulusi Kentmen yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Kariyerine 500’e yakın film sığdıran Yeşilçam’ın babacan oyuncusu Hulusi Kentmen, vefatının 32. yılında anılıyor.

Rol aldığı “Adile Teyze”, “Delisin”, “Ah Nerede”, “Sev Kardeşim” ve “Sosyete Şakir” gibi yapımlarla Türk izleyicisinin gönlünde yer edinen Kentmen, Bulgaristan’ın Tırnova şehrinde 20 Ocak 1912’de dünyaya geldi.

Bir süre sonra ailesiyle Türkiye’ye göç eden sanatçı, çocukluğunu İzmit Körfezi’nde geçirdi.

Kentmen, yaptığı bir açıklamada, Düzce’de Akçakoca İlkokulu’nda eğitim görürken sahneye çıktığını belirterek, “Akçakoca İlkokulu’nda bir tiyatro salonumuz vardı. Birkaç defa orada sahneye çıktım. Bulaştı.” diyerek sahne ve oyunculuk sevdasının daha o günlerde başladığını dile getirmişti.

Deniz Astsubay Okulunda eğitim aldıktan sonra Deniz Kuvvetlerinde denizaltıcı astsubay olarak görev yapan sanatçı, bir müddet kara hizmetine devam etti. Sanatçı, askerlik görevini sürdürürken ilk kez vodvil türündeki “Hisse-i Şayia” oyunuyla profesyonel olarak sahneye çıktı.

Sanatçının torunu Melek Kentmen, bir röportajında o günlere dair şu bilgileri vermişti:

“Denizaltı görevinden sonra Deniz Dikimevine tayin olan dedem, boş zamanlarında arkadaşlarının halkevindeki tiyatro provalarına gidiyor. Refik Ahmet Nuri (Sekizinci) Bey’in ‘Hisse-i Şayia’ adlı oyununu sahneye koyacaklar ancak bir kişi eksik. Oyunun rejisörü, Şehir Tiyatrolarından Reşit Baran, her provayı kaçırmadan izleyen dedeme teklifte bulunuyor. Dedem, ‘Ben askerim olur mu?’ dediğinde de yanıtı ‘Olur canım, olur. Bu da devlet işi. Halkevi bir nevi resmi daire.’ deyince kararını veriyor.”

Hulusi Kentmen, Ülkü Erakalın’a yaptığı bir açıklamada, deniz tutkusuna ilişkin şunları söylemişti:

“Yavuz (Zırhlısı) yaralı, henüz tamir edilmemiş. Bütün ihtişamıyla İzmit’te yatardı. Biz, o devirde ortaokula gidiyorduk. Aşağı yukarı sınıfın yarısı denizci olmaya heves ederdi. Deniz tutkusu öncelikle Körfez’de oturuşumuzdan geliyor. Ayrıca babamın bir sandalı vardı. Onunla beraber balığa gider, ona yardım ederdim. Bahriyelilerin o afili kıyafetleri ve denizin yosun kokusu yok mu, o bambaşka bir şey.”

Usta oyuncu, 1938’de Refika Kentmen ile evlendi. Çiftin Volkan adını verdiği oğlu 1942’de dünyaya geldi.

Refika Kentmen, yaptığı bir açıklamada, eşinin canlandırdığı karakterlerdeki gibi iyi ve sevilen biri olduğunu belirterek, “Hulusi, herkes tarafından çok sevilir, sayılır. Herkes onu ‘baba’ diye sever. Ben de çok severim. 53 senemi vermişim, sevilmez mi? Severek almıştım zaten.” ifadelerini kullanmıştı.

Komiser, esnaf, hakim ve fabrikatör rollerinin aranan yüzüydü 

Emekliliğinin ardından kendisini tamamen tiyatro ve sinemaya adayan sanatçı, halkevleri, Ses Tiyatrosu ve Şehir Tiyatroları’nda sahneye çıktı.

Sanatçı, “Hulusi Kentmen Tiyatro Topluluğu” ile turnelere çıkıp birçok yerde oyun sahneledi.

İlk kez 1942 yapımı bir filmde kamera önüne geçen Kentmen, İhsan İpekçi’nin senaryosunu yazdığı, seslendirme sanatçısı ve yönetmen Ferdi Tayfur’un “Senede Bir Gün” adlı filmiyle yükselişi yakaladı.

Kentmen, 1948’de “İstiklal Madalyası”, 1949’da “Şehitler Kalesi”, 1950’de “Estergon Kalesi” ve “Zülfikar’ın Gölgesinde”, 1951’de “Barbaros Hayrettin Paşa” filmlerinde rol aldı.

Komiser, esnaf, hakim ve fabrikatör rollerinin aranan yüzü olan sanatçı, 1942’den 1988’e kadar 500’e yakın filmde rol aldı.

Başarılı oyuncu, kariyeri boyunca Adile Naşit, Münir Özkul, Kemal Sunal ve Tarık Akan’ın yanı sıra dönemin neredeyse tüm ünlü isimleriyle birçok filmde oynadı.

İyi filmin iyi senaryoyla mümkün olacağını savunan Kentmen, bir röportajında neden “iyi” rollerde yer aldığını, “Hem komediye hem drama uyum sağlayabiliyorum. Yalnız kötü adam oynayamıyorum. Çünkü tipim, kötü adama müsait değil. Bir defa oynamaya kalktım, bir şeye benzemedi.” sözleriyle dile getirmişti.

Yazar, oyuncu ve araştırmacı Sunay Akın, “Önce Çocuklar ve Kadınlar” kitabında sanatçıyla ilgili bir anısını şu sözlerle aktarmıştı:

“Sert görünümlü ama iyi yürekli ve genellikle de fabrikatör baba rolünde görürüz onu. Hulusi Kentmen’den söz ediyoruz tabii ki! Bu arada, kendimize bir torpil geçelim ve son sınıfı okuduğum Koşuyolu Kazım İşmen Lisesi’nden eve dönerken, Kadıköy otobüsünde Hulusi Kentmen ile sık sık karşılaşıp sinema sohbetlerine daldığımı da bir martı gibi periskopun üstüne konduralım.”

Keman çalmayı seviyordu 

Pala bıyıkları kadar tatlı sert ve babacan yapısıyla seyircinin gönlünü kazanan Hulusi Kentmen, 1978’de “Yorgun Savaşçı” ve 1985’te “Acımak” dizilerinde de rol aldı.

Keman çalan ve fotoğrafçılıkla da yakından ilgilenen oyuncu, 20 Aralık 1993’te böbrek yetmezliği nedeniyle vefat etti ve cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Yeşilçam’ın Vicdanlı Babası: Hulusi Kentmen yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi https://mandal-la.com/lefter-bir-ordinaryus-hikayesi/ Tue, 21 Oct 2025 13:57:43 +0000 https://mandal-la.com/?p=3055 Türk Milli Takımı ve Fenerbahçe efsanesi Lefter Küçükandonyadis’in hayatını anlatan Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi’nden ilk tanıtım yayınlandı.  Türk Milli Takımı ve Fenerbahçe efsanesi Lefter Küçükandonyadis’in hayatını anlatan Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi‘nden ilk tanıtım yayınlandı. Erdem Kaynarca’nın ünlü sporcuya hayat verdiği film, 14 Kasım’da Netflix’te yayınlanacak. Yayınlanan duyuru videosunda Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesi başta Lefter Küçükandonyadis ve Metin Oktay olmak üzere iki takımın efsaneleri görülüyor. […]

Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk Milli Takımı ve Fenerbahçe efsanesi Lefter Küçükandonyadis’in hayatını anlatan Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi’nden ilk tanıtım yayınlandı. 

Türk Milli Takımı ve Fenerbahçe efsanesi Lefter Küçükandonyadis’in hayatını anlatan Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi‘nden ilk tanıtım yayınlandı. Erdem Kaynarca’nın ünlü sporcuya hayat verdiği film, 14 Kasım’da Netflix’te yayınlanacak.

Yayınlanan duyuru videosunda Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesi başta Lefter Küçükandonyadis ve Metin Oktay olmak üzere iki takımın efsaneleri görülüyor.

Can Ulkay’ın yönettiği Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi’nde, ayrıca Deniz Işın, Aslıhan Malbora, Aslıhan Gürbüz, Edip Tepeli, Bora Akkaş, Onur Durmaz, Aytaç Şaşmaz, Erdem Şanlı, Mert Denizmen, Engin Alkan, Hamdi Alkan, Uğur Uzunel, Doğukan Polat, Gökay Türkmen, Fatih Gühan, Onur Ay, Ayşe Lebriz Berkem, Yıldız Kültür ve Halit Ergenç gibi isimler yer alıyor.

Lefter: Bir Ordinaryüs Hikayesi yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Son Meddah: Erol Günaydın https://mandal-la.com/son-meddah-erol-gunaydin/ Wed, 15 Oct 2025 09:03:01 +0000 https://mandal-la.com/?p=3017 Türk tiyatrosundaki meddahlık geleneğine katkılarıyla hafızalara kazınan usta sanatçı Erol Günaydın’ın vefatının üzerinden 13 yıl geçti.  Usta oyuncu, senarist ve yönetmen Erol Günaydın vefatının 13. yılında anılıyor. Trabzon’un Akçabat ilçesinde 1933’te dünyaya gelen sanatçı, Kavuklu Hamdi ve İsmail Dümbüllü’nün ardından meddahlık geleneğini sürdürerek önemli bir üne kavuştu. Galatasaray Lisesinde eğitim gören usta oyuncu, öğretmenlerini hicvettiği […]

Son Meddah: Erol Günaydın yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk tiyatrosundaki meddahlık geleneğine katkılarıyla hafızalara kazınan usta sanatçı Erol Günaydın’ın vefatının üzerinden 13 yıl geçti. 

Usta oyuncu, senarist ve yönetmen Erol Günaydın vefatının 13. yılında anılıyor.

Trabzon’un Akçabat ilçesinde 1933’te dünyaya gelen sanatçı, Kavuklu Hamdi ve İsmail Dümbüllü’nün ardından meddahlık geleneğini sürdürerek önemli bir üne kavuştu.

Galatasaray Lisesinde eğitim gören usta oyuncu, öğretmenlerini hicvettiği küçük gösterilerle tiyatroya ilk adımını attı. Sanatçı daha sonra İstanbul Şehir Tiyatrolarının sınavını kazanarak tiyatro kariyerine başladı.

Haldun Dormen Cep Tiyatrosunda 1955’te “Papaz Kaçtı” oyunuyla profesyonel oyunculuk yaşamına başlayan Günaydın, yaptığı bir açıklamada, oyuna dair duygularını şu sözlerle aktarmıştı:

“Oyun bittiğinde ter içinde kaldım. Ne olduğunu anlamadım, herkes birbirini öpüyor falan. Ben de yüzümü gözümü sildim. Beşiktaş’a evime vapurla gittim, soyundum yattım. Sabah kalktığımda 60 sene geçmişti üstünden… 60 senedir hala tiyatrodayım…”

İlk kez 1960’ta “Yeşil Kurbağalar” sinema filminde rol alan oyuncu, meddah gösterilerinin yanı sıra canlandırdığı tiplemeler ve seslendirmeleriyle de akıllarda kaldı.

İzmir turnesine çıktığında tanıştığı Güneş Hanım ile evlenen Günaydın’ın Ayşe, Fatoş ve Günfer adını verdiği 3 çocuğu oldu.

Akbank Çocuk Tiyatrosunun yöneticiliğini yapan ve Dormen Tiyatrosunda birçok oyununda sanatçı, Tuncel Kurtiz, Suna Keskin, Erol Keskin ve Cahit Irgat ile Genar Tiyatrosunu kurdu.

Erol Günaydın, Haldun Dormen’in yönettiği “Güzel Bir Gün İçin” filmiyle 1967’de Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerinin sahibi oldu.

Çok sayıda film, tiyatro oyunu ve televizyon dizisinde rol alan ünlü oyuncu, TRT’de yayınlanan Çiçek Taksi dizisindeki rolüyle de büyük ilgi gördü.

Ayı Yogi’nin yanı sıra “Yüzüklerin Efendisi” filminde Bilbo Baggins, “Yukarı Bak” adlı animasyonda Carl Fredricksen ve “Hz. Muhammed Son Peygamber” çizgi filminde Ebu Talip karakterlerini seslendiren sanatçı, sesiyle de hafızalarda iz bıraktı.

Sanatçı Athena grubunun “Arsız Gönül” şarkısı ile Emre Altuğ’un “Aşk-ı Kıyamet” kliplerinde de rol aldı.

“O zaten hep baş roldedir” 

Usta sanatçı Ferhan Şensoy, Erol Günaydın’ın sanatçılığına ilişkin şu değerlendirmede bulunmuştu:

“Erol abi, rolün büyüğünün küçüğünün derdinde değildir. En küçük rolü öyle bir oynar ki kimseye bakamazsınız o sahnedeyken. O zaten hep baş roldedir.”

Emine Algan’ın ünlü oyuncuyla gerçekleştirdiği söyleşiler 2007’de “İki Kalas Bir Heves” kitabında okuyucuyla buluştu.

İstanbul’da bir hastanede böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gören Günaydın, 15 Ekim 2012’de hayatını kaybetti. Günaydın’ın cenazesi 17 Ekim’de Teşvikiye Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Seslendirmelerle birlikte 160 yapımda görev alan Erol Günaydın, 70’ten fazla sinema filminde farklı rollerle seyirci karşısına çıktı.

Günaydın, “Yorgun Matador”, “Fişne Pahçesu”, “Soyut Padişah”, “Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı”, “Yaygara Yetmiş”, “Devri Süleyman”, “Kalbin Sesi”, “Martı”, “Ayı Masalı”, “Altın Yumruk”, “Müfettiş”, “Zafer Madalyası”, “Kleopatra’nın Mezarı” ve “Papaz Kaçtı”nın da arasında bulunduğu çok sayıda tiyatro oyununda rol üstlendi.

Ünlü oyuncu “Saat Sabahın Dokuzu”, “İnsanlar Yaşadıkça”, “Doktorlar”, “Bir Ömrün Bedeli”, “Mahallenin Muhtarları”, “Çiçek Taksi”, “Tatlı Kaçıklar”, “Bir Demet Yerli Film”, “Cennet Mahallesi”, “Akasya Durağı” ve “Balkan Düğünü” adlı televizyon dizilerinde yer aldı.

Günaydın’ın yer aldığı yapımlardan bazıları ise şöyle:

“Güneşi Gördüm”, “Orada”, “Nekrüt”, “Destere”, “O Kadın”, “Beyaz Melek”, “Geçmiş Zaman Olur ki”, “İlk Aşk”, “Kınalı Kuzular: Bedeli Çanakkale’de Ödendi”, “Menekşe Koyu”, “Herşeyi Bitirdik”, “Süper Baba”, “Biz Doğarken Gülmüşüz”, “Hoşgeldin Ramazan”, “Çantada Keklik”, “Acı Lokma”, “Gelmeyin Üstüme”, “Kıratlı Süleyman”, “Savunma”, “İki Milyarlık Bilet”, “Bu Muhtar Başka Muhtar”, “Şaşkın Gelin”, “Tepedeki Ev”, “Düğün”, “İntikam Yemini”, “Eşrefpaşalı”, “İki Gemi Yan Yana”, “Yaman Gazeteci”, “Yeşil Kurbağalar”.

Son Meddah: Erol Günaydın yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yeşilçam’ın Emektarı: Kadir Savun https://mandal-la.com/yesilcamin-emektari-kadir-savun/ Thu, 09 Oct 2025 12:07:40 +0000 https://mandal-la.com/?p=2970 Babacan ve müşfik rolleriyle izleyicilerin gönlünde taht kuran oyuncu Kadir Savun’un vefatının üzerinden 30 yıl geçti.  Osman ve Asiye Savun çiftinin çocuğu olarak Erzincan’da 1926’da dünyaya gelen Savun, emniyet mensubu babasının tayini nedeniyle küçük yaşta İstanbul’a geldi. Savun, 8 yaşındayken Muhsin Ertuğrul’un yazıp yönettiği “Bir Millet Uyanıyor” filmiyle sinemanın cazibeli dünyasına ilk adımını attı. Sonrasında […]

Yeşilçam’ın Emektarı: Kadir Savun yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Babacan ve müşfik rolleriyle izleyicilerin gönlünde taht kuran oyuncu Kadir Savun’un vefatının üzerinden 30 yıl geçti. 

Osman ve Asiye Savun çiftinin çocuğu olarak Erzincan’da 1926’da dünyaya gelen Savun, emniyet mensubu babasının tayini nedeniyle küçük yaşta İstanbul’a geldi.

Savun, 8 yaşındayken Muhsin Ertuğrul’un yazıp yönettiği “Bir Millet Uyanıyor” filmiyle sinemanın cazibeli dünyasına ilk adımını attı.

Sonrasında sinema sektöründen kopamayan usta oyuncu, 1938’de İpek Film stüdyosunun “çamaşırhane” diye anılan film yıkama kısmında işe başladı.

Kadir Savun, hem okuyup hem çalışırken, setlerde kamera asistanlığı yaptı, ışık ve dekor gibi farklı alanlarda görev aldı.

Unutulmaz oyuncu, Öztürk Serengil’in 1988’de TRT’de sunduğu programda yaptığı açıklamada, sinemada az para kazanıldığına yönelik soru üzerine, “Çorbayı kaynattık. Çocuk okudu. Üzerimizde biraz çul var. Kirayı da veriyoruz. Yetti, ne olacak.” ifadelerini kullanmıştı.

Hiçbir zaman başrol oynamadı 

Kabataş Lisesindeki eğitimini yarım bırakan sanatçı için Faruk Kenç’in yönettiği, 1949 yapımı “Üvey Baba” filminde canlandırdığı jandarma astsubay rolü, oyunculuk kariyerinin gerçek başlangıcı oldu.

Sanatçı, zamanla önde gelen karakter oyuncularından biri olurken, sağlam, gururlu ve güvenilir rollerin aranan yüzlerden biri haline geldi. Aynı dönemde kötü adam karakterleriyle ünlenen Erol Taş’ın zıttında karşılık bulan Savun, canlandırdığı rollerle merhamet, sadakat ve vefa gibi duyguları izleyenlere aktardı.

Filmlerinde bazen esas oğlanın sadık dostu, bazen mahallenin açık sözlü ağabeyi, bazen ise mert bir esnaf olan ve “İkimize Bir Dünya” ile “Gecelerin Ötesi” filmlerindeki rolleriyle “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülleri alan usta oyuncu, hiçbir zaman başrol oynamadı.

Kadir Savun, kendisi gibi oyuncu olan Suphi Kaner ile Azim Film’i kurdu ve yapımcı olarak bazı filmlere imza attı.

Sinemada “Baba Kadir” diye anılan sanatçı, bu ismin izleyicinin kendisine gösterdiği sevginin yansıması olduğunu belirterek, “Çok güzel. Sevilmek güzel bir şey. Seyirci tarafından sevilmek çok güzel şey. (Baba Kadir) Onların bana bıraktığı bir şey, onların takdiri. Oynadığım roller iyi adam, himayeci… Bundan dolayı bu ismi taktılar. Hiç kötü adam oynamadım. Oynasaydım belki seyirciye çok ters düşerdi.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Fakir ama gururlu rolleriyle seyircinin gönlünde yer edindi 

Bir ara boksla uğraşan ve futbol oynayan Savun, Nermin Hanımla dünya evine girdi ve “Yılanların Öcü” eserinden etkilenerek kızına Iraz ismini verdi.

Kadir Savun, canlandırdığı “fakir ama gururlu” rolleriyle Yeşilçam izleyicisinin kalbini kazandı.

İstemediği roller geldiğinde, yapımcıyı kırmamak için arka kapıdan kaçan sanatçı, fanatik taraftarı olduğu Fenerbahçe’nin yenilmesini görmemek için ise maçları radyodan takip ederdi.

Bir röportajında “İnsanoğlu çok şey ister. Bizim sinema doyumsuzdur. Daha çok şeyler yapmak isteriz.” diyen Savun, 10 Ekim 1995’te İstanbul’da vefat etti.

Kanser nedeniyle bir süre tedavi gören Savun, yüzlerce film sığdırdığı yaşamını Şişli’deki evinde yitirdiğinde 69 yaşındaydı.

Savun’un cenazesi Teşvikiye Cami’sinde kılınan namazın ardından Feriköy Mezarlığı’ndaki aile kabristanında toprağa verildi.

Kadir Savun’un rol aldığı bazı yapımlar şöyle:

“İnsanlar Yaşadıkça”, “Ölüm Peşimizde”, “Şoför”, “İskilipli Atıf Hoca / Kelebekler Sonsuza Uçar”, “Güneşi Uyandırmadan”, “Bir Başka Yerde Bir Başka Hayat”, “Tanrı Şahidimdir”, “Bir Avuç Sevgi”, “Beni mi Buldun”, “Çingene”, “Namusun Bedeli”, “Minyeli Abdullah”, “Kan Çiçeği”, “Talihsiz Yavrum”, “Melekler Şahidimdir”, “Izdırap Çocukları”, “Emanet”, “Hacer Ana ve Oğulları”, “Azap”, “Hasretim”, “Ana”, “Sevmek”, “Sarı Öküz Parası”, “Katiller de Ağlar”, “Kanun Adamı”, “Kartal Bey”, “Asılacak Kadın”, “Fatih Sultan Mehmet”, “Gülsüm Ana”, “Arkadaşım”, “Olmaz Olsun”, “Zübük”, “Duy Kalbimin Feryadını”, “Beş Parasız Adam”, “Vatandaş Rıza”, “Kara Murat Devler Savaşıyor”, “Hatasız Kul Olmaz”, “Dila Hanım”, “Namus Belası”, “Kara Murat Şeyh Gaffar’a Karşı”, “Güler misin, Ağlar mısın?”, “Ah Nerede Vah Nerede?”, “Boşver Arkadaş”, “Zagor Kara Korsanın Hazineleri”, “Yumurcağın Tatlı Rüyaları”, “Bir Teselli Ver”, “Yumurcak Köprüaltı Çocuğu”, “Cilalı İbo Almanya’da”, “Kanun Namına”, “Eşrefpaşalı”, “İsimsiz Kahramanlar”, “Kardeş Gibiydiler”, “Yılanların Öcü”, “Yedi Günlük Aşk”, “Cilalı İbo Yıldızlar Arasında”, “Şimal Yıldızı”, “Akdeniz Korsanları”, “Gündüzün Karanlığı”, “Bizim Eller”, “Mesela Muzaffer”, “Kuruluş / Osmancık”, “Küçük Ağa”

Yeşilçam’ın Emektarı: Kadir Savun yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yeşilçam’da Yıldızları Parlatan Yönetmen https://mandal-la.com/yesilcamda-yildizlari-parlatan-yonetmen/ Mon, 01 Sep 2025 07:35:34 +0000 https://mandal-la.com/?p=2906 Türk sinemasına Ayhan Işık’tan Türkan Şoray’a, Fatma Girik’ten Ediz Hun’a kadar pek çok efsanevi ismi kazandıran yönetmen, yapımcı ve senarist Osman Fahir Seden’in vefatının üzerinden 27 yıl geçti.  Türkiye’nin ilk özel film şirketlerinden Kemal Film’in kurucusu Kemal Seden’in oğlu usta sinemacı, 22 Mart 1924’te İstanbul’da doğdu. Alman Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan […]

Yeşilçam’da Yıldızları Parlatan Yönetmen yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk sinemasına Ayhan Işık’tan Türkan Şoray’a, Fatma Girik’ten Ediz Hun’a kadar pek çok efsanevi ismi kazandıran yönetmen, yapımcı ve senarist Osman Fahir Seden’in vefatının üzerinden 27 yıl geçti. 

Türkiye’nin ilk özel film şirketlerinden Kemal Film’in kurucusu Kemal Seden’in oğlu usta sinemacı, 22 Mart 1924’te İstanbul’da doğdu.

Alman Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Seden’in sinemaya ilgisi babasının izinden giderek lise yıllarında ithal filmler için dublaj çevirileri yaparak başladı.

Babasını 1941’de kaybettikten sonra sinema sektöründeki çalışmalarını sürdüren Seden, 1949’da yurt dışındaki yapım şirketleriyle yaptığı görüşmelerin ardından kendi filmlerini çekme kararı aldı. Bu doğrultuda kütüphanelerden topladığı belgeler ve dinlediği hikayelerle 1951’de ilk senaryosu “İstanbul Kan Ağlarken”i kaleme aldı ve filmin yapımcılığını üstlendi.

Yönetmenliğe ilk adımını “Kanlarıyla Ödediler” filmi ile attı

Seden’in yapımcı ve senarist olarak imza attığı en önemli projelerden biri, 1952’de Ömer Lütfi Akad’ın yönettiği ve bir dönüm noktası kabul edilen “Kanun Namına” filmi oldu. Yönetmenliğe ilk adımını 1955 yapımı “Kanlarıyla Ödediler” ile atan usta sinemacı, 1959’da ise başrollerini Eşref Kolçak ve Sadri Alışık’ın paylaştığı “Düşman Yolları Kesti” filmini çekti.

Yeşilçam’da 1960’lı yıllarda “yıldız sistemi” ile sinema endüstrisine yeni bir soluk getiren Seden, bu sistemle Ayhan Işık, Belgin Doruk, İzzet Günay, Türkan Şoray, Fatma Girik, Ediz Hun ve Zeki Müren gibi birçok ismi starlığa taşıdı.

Sanatçı, kariyerinin ilk dönemlerinde dram ve macera türlerine ağırlık verirken, 1962’den sonra komedi ve polisiye müzikal yapımlara yönelerek türler arası yetkinliğini gösterdi.

Dönemin yıldızlarıyla çok sayıda başarılı filme imza attı

Reşat Nuri Güntekin’in ölümsüz eserinden uyarladığı ve başrollerinde Türkan Şoray ile Kartal Tibet’in yer aldığı 1966 yapımı “Çalıkuşu”, Seden’in en bilinen filmlerinden biri oldu. Bu filmin başarısının ardından, 1986’da TRT için Aydan Şener ve Kenan Kalav’ın başrollerini üstlendiği yedi bölümlük bir dizi uyarlaması daha çekti.

Osman Fahir Seden, 1970’li yıllardan itibaren popüler sinema akımlarına yönelirken, Orhan Gencebay ile “Batsın Bu Dünya”, Kemal Sunal ile “İnek Şaban” ve “Yüz Numaralı Adam”, Ferdi Tayfur ile “İnsan Sevince”, Ümit Besen ile de “Islak Mendil” gibi dönemin yıldızlarıyla çok sayıda başarılı filme imza attı.

130’dan fazla film yönetti

Usta sinemacı, yaşamının son yıllarında TRT ve özel televizyonlar için dizi filmler çekti. Hayatı boyunca 130’dan fazla film yöneten ve birçok prestijli ödül kazanan Seden, 1991’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Devlet Sanatçısı” ünvanına layık görüldü.

“Delicesine”, “Devlerin Aşkı”, “Fırat”, “Vatandaş Rıza”, “İnsan Sevince”, “Hülyam”, “Nefret” ve “Karanfilli Naciye” filmlerinde oyuncu olarak yer alan Seden, son filmi “Suçlu”yu 1989’da tamamladığında 136 filmle, Türk sinemasının en çok film çeken üçüncü ismiydi.

Toplumun genel değer yargılarına, ahlaki yapısına ters düşmeyecek, hitap ettiği izleyici kitlesinin hislerine tercüman olabilecek öyküleri izleyiciyle buluşturan Seden, 1 Eylül 1998’de İstanbul’da vefat etti.

Seden ayrıca “Kanlarıyla Ödediler”, “Sönen Yıldız”, “İntikam Alevi”, “Berduş”, “Bir Avuç Toprak”, “Gurbet”, “Cilalı İbo Yıldızlar Arasında”, “Düşman Yolları Kesti”, “Kırık Plak”, “Namus Uğruna”, “Ayşecik Yavru Melek”, “Cilalı İbo Rüyalar Aleminde”, “Çalıkuşu”, “Merhamet”, “Hicran Yarası”, “İngiliz Kemal’in Oğlu”, “Osmanlı Kartalı, “Mazi Kalbimde Yaradır”, “Hazreti Ömer’in Adaleti”, “Batsın Bu Dünya”, “Nereye Bakıyor Bu Adamlar”, “Hatasız Kul Olmaz”, “Yüz Numaralı Adam”, “İnek Şaban”, “Bekçiler Kralı”, “Dokunmayın Şabanıma”, “Mirasyediler” ve “Zehra Ana” filmlerinin yönetmenliğini yaptı.

Yeşilçam’da Yıldızları Parlatan Yönetmen yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Tiyatromuzun Büyük Ustası: Ferhan Şensoy https://mandal-la.com/tiyatromuzun-buyuk-ustasi-ferhan-sensoy/ Sun, 31 Aug 2025 07:31:57 +0000 https://mandal-la.com/?p=2899 Ortaoyuncular’ın kurucusu, Türk tiyatrosunun usta isimlerinden Ferhan Şensoy, aramızdan ayrılışının dördüncü yılında anılıyor. “Şahları da Vururlar”, “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı”, “Ferhangi Şeyler”, “Ruhundan Tramvay Geçen Adam”, “Güle Güle Godot” ve “İdi Amin Avantadan Lavanta” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda oyuna imza atan Ferhan Şensoy’un vefatının üzerinden 4 yıl geçti. Ortaoyuncular Tiyatro Topluluğunun kurucusu […]

Tiyatromuzun Büyük Ustası: Ferhan Şensoy yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Ortaoyuncular’ın kurucusu, Türk tiyatrosunun usta isimlerinden Ferhan Şensoy, aramızdan ayrılışının dördüncü yılında anılıyor.

“Şahları da Vururlar”, “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı”, “Ferhangi Şeyler”, “Ruhundan Tramvay Geçen Adam”, “Güle Güle Godot” ve “İdi Amin Avantadan Lavanta” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda oyuna imza atan Ferhan Şensoy’un vefatının üzerinden 4 yıl geçti.

Ortaoyuncular Tiyatro Topluluğunun kurucusu olan sanatçı, Çarşamba Belediye Başkanı, tüccar Yusuf Cemil Şensoy ile ilkokul öğretmeni Müjgan Şensoy’un oğlu olarak 26 Şubat 1951’de Samsun’da dünyaya geldi.

Şensoy, 1957’de Samsun’da Gazi Osman Paşa İlkokuluna başladı. Ortaokulu Galatasaray Lisesi’nde okumak üzere 1961’de İstanbul’a gelen sanatçı, bir süre sonra okuldan ayrılarak Samsun’a döndü. Başarılı oyuncu 1970’te Çarşamba Lisesinden mezun oldu.

İlk öykü ve şiirleri 1969’da “Yeni Ufuklar” ve “Soyut” dergisinde yayınlanan sanatçının kaleme aldığı skeçler 1970’te Devekuşu Kabare’de sahnelenmeye başladı.

Güzel Sanatlar’a girdiği yıl amatör tiyatro topluluğu kurdu 

Aynı yıl hem Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü’ne girdi hem de “Galatasaray Oyuncuları” isimli amatör tiyatro topluluğunu hayata geçirdi. Topluluk, sanatçının yazdığı “Je M’en Fous Bilader” adlı Türkçe-Fransızca eserin provalarını, Haldun Taner’in önderliğinde Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun salonunda gerçekleştirdi.

Grup oyuncularıyla 1971’de Ayfer Feray Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuğa adım atan sanatçı, ilk profesyonel yönetmenlik deneyimini ise İsmet Küntay’ın yazdığı, Paravana Kabare’nin sergilediği “Güm Güm Güm” adlı oyunla yaptı.

Ferhan Şensoy, 1972’de Fransa’nın Strazburg kentinde “Ecole Superieure d’Art Dramatique” adlı okulda tiyatro öğrenimine başladı.

Yönetmen Jerome Savary’nin 1973’te asistanlığını yapan Şensoy’un “Haneler” adlı oyunu aynı yıl Haldun Taner ve Umur Bugay’ın ek skeçleriyle Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda ilk kez oynanmaya başladı.

Usta oyuncu, Fransızca kaleme aldığı “Montreal’de Ce Fou De Gogol” eseriyle 1975’te “En İyi Yabancı Yazar” ödülünü aldı.

Tiyatroya ömrünü adayan sanatçı, 1973’te Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Yunus Emre’nin metinlerine yer verdiği Fransızca kolaj oyun “Proche-Orient Lointain” (Iraktır Yakın Doğu) eserini yazdı.

Başarılı tiyatrocu, Türkiye’ye döndükten sonra 1976’da Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda yazarlığını da yaptığı “Dur Konuşma Sus Söyleme” adlı oyunda rol aldı, Türk Yazarları Tiyatrosu’nda oyunculuk ve yönetmenlik görevlerinde bulundu.

“Kızını Dövmeyen Dizini Döver” ile ilk kez bir filmde oynadı

İlk televizyon skeçlerini de 1976’da yazmaya başlayan Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu’yla rol aldığı skeçlerin birinde canlandırdığı “garson” rolüyle ilk kez televizyona çıktı, TRT ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu için çeşitli skeçler yazdı.

Usta oyuncu, bir süre Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptı.

İlk kitabı “Kazancı Yokuşu” 1977’de yayınlanan sanatçı, yönetmenliğini Temel Gürsu’nun üstlendiği “Kızını Dövmeyen Dizini Döver” ile ilk kez bir filmde yer aldı.

Şensoy, 1978’de oyuncu Mete İnselel ile Anyamanya Kumpanya Tiyatrosunu kurdu. Kendi eseri “İdi Amin Avantadan Lavanta” oyununda uzun yıllar rol aldı ve yönetmenlik yaptı.

Sanatçının 1978’de yazdığı “Bizim Sınıf” adlı televizyon dizisi ikinci bölümden sonra öğretmenlerin manevi şahsiyatını tezyif ettiği gerekçesiyle TRT’de yasaklandı ve oyuncu olarak katıldığı diğer televizyon dizileri de yayından kaldırıldı.

Ferhan Şensoy, 1979’da kaleme aldığı “Sizin Dershane” dizisinde rol aldı. Tiyatro çalışmalarına ara vermeden devam eden sanatçı, Ayfer Feray Tiyatrosu’nda kendi yazıp yönettiği ve müziklerini yaptığı “Hayrola Karyola” oyununda rol aldı.

“Dedikodu Şov” oyununu usta isimlerle sahneledi 

Yazdığı “Dedikodu Şov” isimli kabare gösterisini Adile Naşit, Perran Kutman, Pakize Suda, Sevda Karaca ve İstanbul Gelişim Orkestrası ile sahneleyen Şensoy, Arda Uskan’ın yazıp Fuat Güner’in müziklerini yaptığı “Kukla ve Kuklacı Kabare” gösterisinde oynadı.

Usta tiyatrocu, 14 Mart 1980’de Harbiye’de Yapı Endüstri Merkezi Salonu’nda ilk kez perdelerini açan ve 50’yi aşkın oyunun oynandığı Ortaoyuncular’ın bünyesinde “Nöbetçi Oyuncular” adlı gençlik grubu kurarak, yeni tiyatro sanatçılarının yetiştirilmesine katkıda bulundu.

Sanatçının müziklerini Fuat Güner’le yaptığı, yönetmenliğini üstlenip oyuncu olarak da yer aldığı “Şahları da Vururlar” eseri, “Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü” ve Dergi-13’ün “En Başarılı Oyun Ödülü”ne değer görüldü.

Şensoy, Küçük Sahne’nin 30. yılı dolayısıyla Ortaoyuncular’ın konuğu olarak Aleksiev Arbuzov’un “Eski Moda Komedya”sında oynadı. Mücap Ofluoğlu’nun sahneye koyduğu oyunun dekorunu da yapan sanatçı, performansıyla Tiyatro-81’in “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nü kazandı.

“Ferhangi Şeyler” eseri unutulmazlar arasına girdi 

“Ferhangi Şeyler” adlı tek kişilik oyununu 7 Mart 1987’den itibaren aralıksız oynayan Şensoy, yazıp yönettiği “Varsayalım İsmail” adlı televizyon dizisindeki performansıyla da Doruktakiler Ödülü’nün sahibi oldu.

Sanatçı, kendisine Ulvi Uraz Ödülü ve Sanat Kurumu Ödülü’nü getiren “İstanbul’u Satıyorum” oyununu 1988’de yeniden yazıp müziklerini yaptı. Münir Özkul ve Erol Günaydın’ın katılımıyla Ortaoyuncular’da oynanan eserin yönetmenliğini de Şensoy üstlendi.

Ferhan Şensoy, 1991’de BBC’ye verdiği bir röportajında, eserlerinde geleneksel tiyatro motiflerinden ve ortaoyunundan yararlandığını vurgulayarak, şunları söylemişti:

“Benimki meddahlık ama bir çağdaş meddahlık çizgisi yakalamaya çalışıyorum. Ortaoyunundan yararlandığım kadar uyumsuz tiyatrodan da yararlanmaya çalışıyorum. Ben Fransa’da eğitim gördüm. O ekolün etkisini taşımaktayım. Böyle bir senteze ulaşmaya çalışıyorum. Bir şey bulmuş değiliz, araştırıyorum.”

İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”nı sahneye koyan Şensoy, Anca Visdei’nin “Don Juan ile Madonna” oyununu Fransızca’dan çevirdi ve yönettiği bu oyunda Derya Baykal’la aynı sahneyi paylaştı.

Kariyeri ödüllerle taçlandı 

Avni Dilligil, İsmail Dümbüllü ve Nasrettin Hoca Mizah Ödülü’nün yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı Jüri Özel Ödülü, Afife Jale ve Muhsin Ertuğrul Ödülü gibi çok sayıda prestijli ödülün sahibi usta sanatçı, Kel Hasan Efendi’den bugüne gelen Ortaoyuncuları Kavuğu’nu 1989’da Münir Özkul’dan devraldı ve 2016’da Rasim Öztekin’e devretti.

Ferhan Şensoy, kavuğun kendisine geçmesini, “Heyecan verici. Böyle bir kavuğun Kel Hasan Efendi’den Dümbüllü İsmail’e, sonra Münir Özkul’dan bana gelmesi hem büyük bir sevinç hem de büyük bir sorumluluk.” ifadeleriyle dile getirmişti.

Sanatçının 1990’da Pierre-Henri Cami’nin yaşamı ve yapıtlarından yola çıkarak yazıp yönettiği “Yorgun Matador”, kendisine Doruktakiler ve Altan Erbulak Ödülleri’ni kazandırdı.

Uzun yıllar devam eden “Ferhangi Şeyler” gösterileriyle Altın Objektif Ödülü’ne layık görülen Şensoy, gösteriyi Stuttgart, Duisburg, Bochum, Berlin, Wuppertal, Köln, Nürnberg, Münih, Frankfurt, Hamburg, Amsterdam ve Zürih’te de sergiledi.

Kiraladığı gemiyi tiyatro salonuna çevirdi 

Şensoy, 1994’te kiraladığı bir gemiyi yüzen tiyatroya dönüştürdü. “İçinden Dalga Geçen Tiyatro” adını verdiği geminin tiyatro salonunda yazıp müziklerini yaptığı “Seyircili Seyir Defteri” adlı oyunu sahneledi. Aynı geminin 2. katında gece 24.00’ten sonra “Kırkambar-Gece Tiyatrosu” kabare gösterisini de sergileyen sanatçı, bu tiyatro projesiyle “İsmail Dümbüllü Ödülü”nü aldı.

Sanatçının “Güle Güle Godot” adlı eseri, Paris’te amatör tiyatro topluluğu tarafından Fransızca “Adieu Godot” ismiyle oynanırken, “Hayrola Karyola” oyunu da Yugoslavya’da Prizren Kültürevi Türk Tiyatrosu’nda sahnelendi.

Amsterdam’da Amsterdam Deneme Sahnesi Topluluğunca “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” ve “Parasız Yaşamak Pahalı” oyunları sahneye kondu.

Şensoy, özgeçmişini yazdığı romanı “Kalemimin Sapını Gülle Donattım”ı da 2001’de okurla buluşturdu.

Oyuncu Derya Baykal ile 1980’de evlenen Şensoy’un bu birlikteliğinden 1989’da kızı Müjgan Ferhan ile 1990’da Neriman Derya dünyaya geldi. İki sanatçı 2004’te evliliklerini sonlandırdı.

“Eşeğin Fikri”, “Hacı Komünist” ve “Elveda SSK” adlı üç kitabını 2005’te yayınlayan Şensoy, Deneme Sahnesi 35. Yıl Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nün yanı sıra Nasrettin Hoca Altın Eşek Gülmece Ödülü’nün sahibi oldu.

Elli kadar tiyatro oyununda, 10’dan fazla televizyon dizisinde rol alan sanatçı, 2006’da “Pardon” filmiyle en iyi senaryo ödülünü kazandı.

Usta sanatçı, 31 Ağustos 2021’de İstanbul’da vefat etti.

Ferhan Şensoy’un kaleme aldığı, yönettiği ve rol aldığı oyunlardan bazıları şöyle:

“İşsizler Cennete Gider”, “Ruhundan Tramvay Geçen Adam”, “Bilimsiz, Kurgusal Güldürü”, “Fername”, “Kiralık Oyun”, “Uzun Donlu Kişot”, “Beni Ben mi Delirttim?”, “Biri Bizi Dikizliyor”, “Kahraman Osman”, “Kökü Bitti Zıkkım Zulada”, “Sahibinden Satılık 1. El Ortaoyunu”, “Fişne Pahçesu”, “Parasız Yaşamak Pahalı”, “Çok Tuhaf Soruşturma”, “Felek Bir Gün Salakken”, “Üç Kurşunluk Opera”, “Şu Gogol Delisi”, “Kırkambar-Gece Tiyatrosu”, “Seyircili Seyir Defteri”, “Köhne Bizans Operası”, “Parasız Yaşamak Pahalı”

Kitapları:

“Karagöz ile Boşverin Beni”, “Elveda SSK”, “Hacı Komünist”, “Eşeğin Fikri”, “Rum Memet”, “FerhAntoloji”, “Kalemimin Sapını Gülle Donattım”, “Falınızda Rönesans Var”, “Denememeler”, “İngilizce Bilmeden Hepinizi I Love You”, “Düşbükü”, “Ayna Merdiven”, “Kazancı Yokuşu”, “Seçme Sapan Şeyler”, “Kedittin Direniş”, “Oteller Kitabı”

Filmleri:

“Son Ders: Aşk ve Üniversite”, “Pardon”, “Şans Kapıyı Kırınca”, “Büyük Yalnızlık”, “Bir Bilen”, “Parasız Yaşamak Pahalı”, “Köşedönücü”, “Kızını Dövmeyen Dizini Döver”, “Aşk Dediğin Laf Değildir”

Tiyatromuzun Büyük Ustası: Ferhan Şensoy yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk Şiirinin ‘Uç Beyi’: İlhan Berk https://mandal-la.com/turk-siirinin-uc-beyi-ilhan-berk/ Thu, 28 Aug 2025 09:16:46 +0000 https://mandal-la.com/?p=2871 Hayatı boyunca kendini şiire adayan usta şair İlhan Berk’in vefatının üzerinden 17 yıl geçti.  Gerçek adı Emrullah İlhan Birsen olan şair Berk, Hesna ve Veli Biirsen’in oğlu olarak, 18 Kasım 1918’de Manisa’da doğdu. Annesiyle babası çocukken ayrılan şairi, annesi ile ağabeyleri büyüttü. İlhan Berk, İstanbul’da Pertevniyal Lisesi’nde altı ay okuduktan sonra İzmir Öğretmen Okuluna geçti. […]

Türk Şiirinin ‘Uç Beyi’: İlhan Berk yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Hayatı boyunca kendini şiire adayan usta şair İlhan Berk’in vefatının üzerinden 17 yıl geçti. 

Gerçek adı Emrullah İlhan Birsen olan şair Berk, Hesna ve Veli Biirsen’in oğlu olarak, 18 Kasım 1918’de Manisa’da doğdu. Annesiyle babası çocukken ayrılan şairi, annesi ile ağabeyleri büyüttü.

İlhan Berk, İstanbul’da Pertevniyal Lisesi’nde altı ay okuduktan sonra İzmir Öğretmen Okuluna geçti. Ardından Balıkesir’e taşınarak okulu orada bitirdi. Giresun’da 2 yıl öğretmenlik yapan Berk, yedek subay olarak vatani görevini İstanbul’da tamamladı.

İlk kitabı “Güneş Yakanların Selamı”nı Manisa Halkevi’nin yardımıyla 1935’te çıkaran şair, askerliğin ardından Edirne’ye atandı.

Bir süre Edirne’de öğretmenlik yapan şair, Ankara’ya giderek Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümünde eğitimine devam etti. Berk, 1945’te okuldan mezun oldu.

“Yeryüzünde şiir diye bir şey olmasa bile onu icat edebilecek bir şairdi” 

İlhan Berk Zonguldak, Samsun ve Kırşehir’de ortaokul öğretmenliği yaptı.

Kendisi gibi Fransızca öğretmeni olan Edibe Hanım’la evlenen Berk’in, tek çocuğu Ahmet dünyaya geldi.

Usta şair, 1956’da Ziraat Bankasının yayın bürosuna çevirmen olarak girdi ve Ankara’ya nakil oldu. Böylece 13 yıl çalışacağı Ankara’da İkinci Yeni anlayışının en yoğun günlerini yaşadı.

Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü yayın bürosunda çevirmen olarak çalışan şair, emekli olunca Bodrum’a yerleşti.

Berk, şiir günleri ve muhtelif görevlerle 1962’de Londra’ya, 1964’te ise Paris’e gitti. Paris’te 7 ayı aşkın kaldı.

Paris’te gerek yabancı sanatçılarla gerekse Türkiye’den giden sanatçılarla tanışan şair, resim sergileriyle şiir günlerine katıldı.

İlhan Berk, Avrupa ve Uzak Doğu’da pek çok ülkeyi gezdi.

Turgut Uyar’ın “Yeryüzünde şiir diye bir şey olmasa bile onu icat edebilecek bir şairdi” diye anlattığı Berk’in ilk şiirleri Manisa Halkevi dergisi, Uyanış, Varlık, Çığır ve Ses dergilerinde çıktı.

Şiirlerinde Walt Whitman ve Nazım Hikmet’ten etkilenen usta şair, “İstanbul Kitabı”, “Günaydın Yeryüzü”, “Türkiye Şarkısı” ve “Köroğlu” kitaplarını kaleme aldı.

Berk’in kitaplarında yer alan şiirleri, bugün İlhan Berk denilince akla gelen kişiliği temsil etmekten uzaktır. Yine de bu kitaplarında özgün İlhan Berk şiirine ait unsurlar yer alır.

Usta kalem, daha sonra İkinci Yeni akımına katıldı ve 40 yaşında çıkardığı Galile Denizi’yle hem önceki şiiriyle bağlantısını sona erdirdi hem de yeni gelen akımın örneklerinden birini ortaya koydu.

Yenilik dergisinde yayımladığı “Saint Antoine’ın Güvercinleri”, İkinci Yeni adını alacak şiir akımının ilk işaretlerinden birisi oldu. Bu şiirle beraber “söze dayalı” şiir anlayışını reddetti ve gerçekçi şiirden uzaklaştı. Şiirin düz yazıdan farklı olan kaynağını derinlemesine inceleyerek özgün bir dil tutumu geliştirdi.

Şair, İkinci Yeninin sözcülüğünü üstlenerek sadece şiirini değil, poetikasını da İkinci Yeni akımının ortaya çıkış şartlarına göre geliştirdi ve çok uzun süre anlamsızlığı, estetizmi ve deneyciliği savundu.

İkinci Yeni ve anlamsızlık savunmasında yalnız kalan Berk, anlamsız şiire yaklaşan şiirleriyle farklılık gösterdi.

Şair Haydar Ergülen, Berk’i anlattığı bir yazısında, “İster toplumculuk dönemi olsun, ister öncülerinden sayıldığı hatta aşırı uçlarından biri olarak adlandırıldığı İkinci Yeni olsun genel olarak hep Türk şiirinden ilerideydi. Onun yaşamından ve yapıtlarından tek başına bir Türk şiir tarihini okuyabiliriz. Etkilendiği ve etkilediği şairler bir araya geldiği zaman etraflıca bir Türk şiir tarihi çıkarabiliriz. O yüzden Türk şiirimizin gerçekten “Uç Beyi” nitelemesini hak eden bir şairdi.” sözlerini kullanmıştı.

İlhan Berk’in şiirindeki coğrafya, tarih ve nesne ilgisi son derece dikkat çekici olup özellikle 1980’lerde ortaya çıkan postmodern arayışa ilham kaynağı oldu.

Şiir dışında en önemli uğraşlarından ve mutluluk kaynaklarından biri olan resimle de yoğun olarak ilgilenen Berk, 1978’de Bedri Rahmi Eyüboğlu Galerisi’nde, 1984’te Galeri Nev’de resim sergisi açtı.

Yazmayı yaşamak olarak gören başarılı şair, bir yandan yazı makinesi gibi durmaksızın yazmayı sürdürdü.

İlhan Berk, “Kül” (1978) adlı kitabıyla 1979 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülünü, “İstanbul Kitabı” ile 1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülünü, “Deniz Eskisi” ile (1982) 1983 Yeditepe Şiir Armağanını aldı. “Güzel Irmak” (1988) kitabı ile Simavi Vakfı Edebiyat Ödülünü Ferit Edgü’yle paylaştı.

“Şiirin Gizli Tarihi” Fransızcaya, “Güzel Irmak” ve “İstanbul Kitabı” ile bazı şiirleri de İspanyolcaya çevrildi.

Sürekli okuyarak kendisini yenilemeye çalışan şair, şubat 1971’de TRT’nin düzenlediği “Tek Şiir” dalında Sanat Ödülü”ne layık görüldü.

Behçet Necatigil’in “Şiirimizin uç beyi” dediği Berk, tedavi için yattığı Bodrum Devlet Hastanesi’nde 28 Ağustos 2008’de hayata gözlerini yumdu.

İlhan Berk, Bodrum’daki Türbe Mezarlığı’nda eşinin yanına toprağa verildi.

Şiir, deneme, çeviri ve antoloji türünde pek çok eser kaleme alan Berk’in eserlerinden bazıları şöyle:

“Güneşi Yakanların Selamı”, “İstanbul, Günaydın Yeryüzü”, “Türkiye Şarkısı”, “Köroğlu”, “Galile Denizi”, “Çivi Yazısı”, “Otağ”, “Mısırkalyoniğne”, “Aşıkane” , “Şenlikname” , “Şiirler”, “Taş Baskısı”, “Atlas”, “Kül”, “İstanbul Kitabı”, “Kitaplar Kitabı”, “Deniz Eskisi”, “Şiirin Gizli Tarihi”, “Delta ve Çocuk” , “Galata”, “Güzel Irmak”, “Pera” , “Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum”, “Avluya Düşen Gölge, Ev” , “Şeyler Kitabı”, “Çok Yaşasın Sayılar”, “Eşik, Aşk Tahtı”, “Akşama Doğru”, “Şeyler Kitabı”, “Toplu Şiirler”, “Kuşların Doğum Gününde Olacağım”.

Türk Şiirinin ‘Uç Beyi’: İlhan Berk yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Göğe Baktıran Şair: Turgut Uyar https://mandal-la.com/goge-baktiran-sair-turgut-uyar/ Thu, 21 Aug 2025 13:32:50 +0000 https://mandal-la.com/?p=2848 “İkinci Yeni” şiir akımının önemli şairlerinden Turgut Uyar’ın vefatının ardından 40 yıl geçti.  Cemal Süreya, Ece Ayhan gibi isimlerin yer aldığı İkinci Yeni şiir akımının “üç atlısı”ndan biri olarak gösterilen şair Turgut Uyar, Hayri Bey ile Fatma Hanım’ın oğlu olarak 4 Ağustos 1927’de Ankara’da dünyaya geldi. Uyar, İstanbul ve Eskişehir’deki ilkokul yıllarında manzumeler yazmaya başladı. […]

Göğe Baktıran Şair: Turgut Uyar yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
“İkinci Yeni” şiir akımının önemli şairlerinden Turgut Uyar’ın vefatının ardından 40 yıl geçti. 

Cemal Süreya, Ece Ayhan gibi isimlerin yer aldığı İkinci Yeni şiir akımının “üç atlısı”ndan biri olarak gösterilen şair Turgut Uyar, Hayri Bey ile Fatma Hanım’ın oğlu olarak 4 Ağustos 1927’de Ankara’da dünyaya geldi.

Uyar, İstanbul ve Eskişehir’deki ilkokul yıllarında manzumeler yazmaya başladı. Ömer Hayyam, Nedim, Yahya Kemal Beyatlı, Tevfik Fikret ve Ahmet Haşim’in eserlerini okudu.

Ortaokul eğitimine İstanbul’da başlayan Uyar, babasının Kızılay’da müfettiş olması üzerine ortaokul öğrenimini Ankara’da tamamladı. Uyar, Konya Askeri Ortaokulu ve Bursa Askeri Lisesi’nde aldığı eğitimin ardından 1947’de Askeri Memurlar Okulu’ndan mezun oldu.

Personel subayı olarak Ardahan Posof’a tayin edilen şair, Terme Askerlik Şubesi ve ardından üsteğmen olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Dairesi Başkanlığı’nda çalıştı.

Turgut Uyar, 1958’de zorunlu hizmetini tamamladıktan sonra yüzbaşı rütbesindeyken ordudan ayrıldı. Ankara’da SEKA İrtibat Bürosunda ve Sanayi Bakanlığı’nda memur olarak çalıştı.

İlk şiiri “Yad” 1947’de Yedigün dergisinde yayımlanan Uyar, Kaynak dergisinin 1948’de açtığı şiir yarışmasında da ikincilik kazandı.

Uyar’ın ilk kitabı “Arz-ı Hal” ise 1949’da, ikinci kitabı “Türkiyem” 1952’de, üçüncü kitabı “Dünyanın En Güzel Arabistanı” ise 1959’da okuyucuyla buluştu.

Nazım Hikmet Ran ve Orhan Veli Kanık’tan etkilenen Uyar, ilk 2 kitabındaki şiirlerinde hece şiirini tercih etti. “Arz-ı Hal” kitabında yer alan “Yalağuz” şiirinde, “yalnız” kelimesini 18. yüzyıl Türkçesindeki karşılığıyla “yalağuz” olarak kullanan Uyar, şiirlerinde sık sık “kendini kalabalıkların içinde yalnız hissetme” duygusunu işledi.

Modern şiirin ustalarından biri olarak öne çıktı 

Turgut Uyar, Ece Ayhan, Sezai Karakoç, Edip Cansever ve Cemal Süreya gibi şairlerin içinde olduğu İkinci Yeni şiirine katıldı. Bu dönemde yazdığı şiirlerle hem bu akımın hem de modern şiirin ustalarından biri olarak öne çıktı.

Emekliye 1969’da ayrılarak İstanbul’a yerleşen Uyar, 1966 yılında Semiramis, Şeyda, Tunga adlarındaki üç çocuğunun annesi olan ilk eşi Yezdan Şener’den ayrıldı ve 1969’da yazar Rana Tomris’le (Tomris Uyar) evlendi. Bu evlilikten Turgut adında bir oğlu oldu.

“Göğe Bakma Durağı” adlı şiiri beğeni topladı 

Kentleşme sürecinin birey üzerindeki etkilerine de şiirlerinde yer veren Uyar’ın 3. kitabında edebiyatseverlerin beğenisine sunduğu “Göğe Bakma Durağı” adlı şiiri beğeni topladı.

Şiirleri İngilizce, Fransızca ve Sırpçaya çevrilen Turgut Uyar’ın şiir ve yazıları Varlık, Yeditepe, Pazar Postası, Dost, Değişim, Türk Dili, Yedigün, Kaynak, Şimdilik, Forum, Yeni Dergi, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat, Düşün, Dönem ve Papirüs dergilerinde yayımlandı.

Hüseyin Cöntürk’ün çıkardığı “Dönem” adlı derginin kurucuları arasında da yer alan Uyar’ın şiirleri İngilizce, Fransızca ve Sırpçaya da tercüme edildi.

Usta şairin, “Efendimiz Acemilik” ve “Çıkmazın Güzelliği” gibi yazıları, Türk şiirinin bir döneminin anlaşılmasında başvurulan temel metinler arasına girdi.

“Tütünler Islak” kitabıyla 1963 Yeditepe Şiir Armağanı’nı alan Uyar, Tomris Uyar ile Lucretius’tan yaptığı “Evrenin Yapısı” çevirisiyle 1975 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’ne layık görüldü.

Şairin “Kayayı Delen İncir” isimli kitabı 1983 Behçet Necatigil Şiir Ödülü, yeni şiirlerinin eklendiği ve tüm şiirlerini toplayan “Büyük Saat” eseri de 1984 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’ne değer bulundu.

Toplam 9 şiir kitabına imza atan Uyar’ın bütün şiirleri 1984’te “Büyük Saat” kitabında bir araya getirildi.

İnceleme alanında “Bir Şiirden” ve eleştiri dalında “Sonsuz ve Öbürü” eserlerini de okuyucuyla buluşturan Uyar, 22 Ağustos 1985’te siroz hastalığından vefat etti.

Göğe Baktıran Şair: Turgut Uyar yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Tiyatroya Ömrünü Veren Sanatçı: Haldun Taner https://mandal-la.com/tiyatroya-omrunu-veren-sanatci-haldun-taner/ Wed, 07 May 2025 09:17:21 +0000 https://mandal-la.com/?p=2656 Çok sayıda unutulmaz esere imza atan akademisyen, öykü ve tiyatro yazarı Haldun Taner’in vefatının üzerinden 39 yıl geçti.  Ömrünü Türk tiyatrosuna adayan usta edebiyatçı, 16 Mayıs 1915’te Meclis-i Mebusan’ın İstanbul milletvekillerinden hukukçu Ahmet Selahattin Bey ile Seza Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’un Çemberlitaş semtinde dünyaya geldi. Babasını 5 yaşında kaybeden Taner, büyükbabası Matbaa-i Amire Müdürü İsmail […]

Tiyatroya Ömrünü Veren Sanatçı: Haldun Taner yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Çok sayıda unutulmaz esere imza atan akademisyen, öykü ve tiyatro yazarı Haldun Taner’in vefatının üzerinden 39 yıl geçti. 

Ömrünü Türk tiyatrosuna adayan usta edebiyatçı, 16 Mayıs 1915’te Meclis-i Mebusan’ın İstanbul milletvekillerinden hukukçu Ahmet Selahattin Bey ile Seza Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’un Çemberlitaş semtinde dünyaya geldi.

Babasını 5 yaşında kaybeden Taner, büyükbabası Matbaa-i Amire Müdürü İsmail Hamit Bey’in Saraçhanebaşı’ndaki konağında annesiyle yaşamaya başladı.

Konakta büyükannesi, teyzesi ve 4 dayısıyla hayatına devam eden Taner, Türkçenin inceliklerini, aile terbiyesini ve çalışma disiplinini annesinden öğrendi.

Küçük yaşlarda tiyatroya ilgi duyan Taner, bir açıklamasında, “Hasan Efendi’yi, Naşit’i, Cemal Sahir’i, Darülbedayi’yi, dayımın sınıf arkadaşı Şadi Fikret’in oyunlarını o dönemde gördüm. İlk gördüğüm sinema, Saraçhanebaşı’ndaki Milli Sinema idi. Daha sonra Alemdar ve Ali Efendi sinemalarına giderdik.” ifadelerini kullanmıştı.

Okul tatillerinde deneyim kazanmak için gittiği Hamid Matbaası, yazarlık hayatı için de dönüm noktası olan Taner, bütün zamanını dedesinin matbaasında makine sesleri içinde geçirdi.

Daha sonra ortaöğrenimi için Galatasaray Lisesine (Mekteb-i Sultani) giden Taner, 1935’te mezun oldu.

Devlet bursuyla Heidelberg Üniversitesi’nde okudu

Usta edebiyatçı ekonomi ve politika üzerine eğitim almak üzere 1935-1938’de devlet bursuyla Almanya’daki Heidelberg Üniversitesine gitti.

Tüberküloz nedeniyle eğitimini yarıda bırakıp Türkiye’ye dönen Taner, 1938-1942’de Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü, bir taraftan da Ankara Radyosu için skeçler yazmaya başladı.

Hikaye yazmaya ilgisini her fırsatta dile getiren usta kalem, TRT Arşiv’de yer alan bir açıklamasında, hikaye yazmanın inceliklerine ilişkin şunları söylemişti:

“Hikaye bir anlatı türüdür. Her anlatı türü gibi bir iletişim ihtiyacından doğmuştur. Hikaye yazmak, roman yazmaktan daha zevklidir. Çünkü roman yazdığınızda siz, kahramanlarınızın esirisiniz. Gece, gündüz, bilinciniz, bilinçaltınız, uykunuz… Ertesi sabah yine bir kahramanınızın bıraktığı yerden alıyorsunuz, öbür kahramanınızın nerede ne yapacağını düşünüyorsunuz. Hikayede böyle bir işkence yok. Hikayede, hoşunuza giden bir konu, bir kişi, bir olay, herhangi bir hadise, sizi iter, ‘Şunun hikayesi yazılabilir.’ diye. Bazen bir hikaye başlığı bile sizi itebilir. Sizi iten bir şey olduğu için hevesle daktilonuzun ya da kağıt kaleminizin başına oturursunuz. Başlarsınız yazmaya. Yazdığınız o hikayenin kahramanı ya da kahramanları ile özdeşleşirsiniz. Fakat bu özdeşleşme, romandaki gibi uzun sürmeyecektir. Yani bunlarla küçük bir seyahate çıkmış gibisiniz. Bıktırıcı bir seyahat değil. Biraz sonra sizi bırakacaklar. Onun için nostaljik bir sevgi duyarsınız onlara. Bırakmak istemezsiniz. Elinizden kaçacak her şey gibi çok daha kıymetli bulursunuz onları ve başlarsınız yazmaya. Yazarken de o hikayenin atmosferi ne ise ona karışırsınız yani onunla özdeşleşirsiniz.”

Lisedeyken Fransızca edebiyatı öğretmeni Mösyö Dard’ın tavsiyesiyle kaleme aldığı skeçlerle edebiyat dünyasına adım atan Taner’in “Töhmet” adlı öyküsü, 1946’da “Haldun Yağcıoğlu” takma ismiyle Yedigün dergisinde yayımlandı.

Öykü, oyun, skeç, kabare, senaryo ve hiciv türlerinde eserlere de imza atan usta edebiyatçının yazıları, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük ve Yeni İnsan dergilerinde de okuyucuyla buluştu.

Politik öykülerden oluşan “Yaşasın Demokrasi” kitabı 1949’da yayımlanan Taner, 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi ve sanat tarihi kürsüsünde asistan olarak görev aldı.

Usta yazar, ilk evliliğini 1954’te yaptı ve Oyun dergisini çıkardı.

“Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” kitabında yer alan aynı adlı hikayesi New York Herald Tribune gazetesinin 1953’teki uluslararası yarışmasında birinci olan Taner, 1956’da Varlık dergisince “Yılın En Beğenilen Öykücüsü” seçildi.

Taner’in 1954’te yayımlanan “On İkiye Bir Var” kitabı 1955’te verilmeye başlanan Sait Faik Hikaye Armağanı’nı alan ilk eser olurken, aynı adlı öyküsü, İsviçre Atlantis Yayınevinin düzenlediği “Zaman Üstüne Öyküler” yarışmasında ödül aldı.

Unutulmaz edebiyatçı, 1955-1957’de Viyana Üniversitesinde Prof. Heinz Kindermann’ın yanında ve Max Reinhardt Tiyatro Akademisinde felsefe ve tiyatro eğitimi gördü. Yeşilçam için senaryolar kaleme alan Taner, Viyana’da bulunduğu, klasik ve epik tiyatroyla da ilgilendiği yıllarda 700’den fazla oyun seyretti.

İstanbul Üniversitesinde 1957’de tiyatro tarihi ve dramaturgi dersleri veren Taner, aynı zamanda Tercüman gazetesinde “Devekuşuna Mektuplar” adı altında köşe yazıları kaleme aldı.

Haldun Taner, Türkiye’de epik tiyatronun ilk örneği sayılan “Keşanlı Ali Destanı” ile dünyaya açıldı. Haldun Taner Tiyatrosu ekolü oluşturan yazarın, 1955’te yazdığı “Tuş” öyküsüyle “Keşanlı Ali Destanı” oyunu filme uyarlandı.

İstanbul Üniversitesinde 1957’de tiyatro tarihi ve dramaturgi dersleri veren Taner, İktisat Fakültesinde 1 Mart 1960’ta okutman olarak çalışmaya başladı, darbe nedeniyle görevi bırakmak zorunda kaldı.

Fransız Filolojisi Kürsüsünde 1962’den 1976’ya kadar öğretim görevlisi olarak görev yapan yazar, 1968’de kuruculuğunu üstlendiği Language and Culture Center Özel Tiyatro Okulunda (LCC) öğrenciler yetiştirdi.

Haldun Taner, 1960’tan itibaren tiyatro çalışmalarına yoğunlaştı. Güncel olayları konu alan eleştirel oyunları sunmak için kabare tiyatrosunun kuruluşuna öncülük eden Taner, Ahmet Gülhan, Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile 1967’de İstanbul’da Devekuşu Kabare Tiyatrosunu kurdu.

“Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyunuyla 1972’de ödül aldı 

Unutulmaz sanatçı Münir Özkul ile 1969’da Bizim Tiyatro, Ahmet Gülhan ile 1978’de Tef Tiyatro Grubunu kuran Taner, oyunlarında meddah geleneği ve tuluat tiyatrosunun özelliklerinden yararlandı. Tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren yazarın kaleme aldığı “Keşanlı Ali Destanı” oyunu yurt dışında da sahnelendi.

“Sancho’nun Sabah Yürüyüşü” kitabı Bordighera Uluslararası Mizah Festivali’nde öykü ödülünü kazanan Taner’in “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyunu ise 1972’de Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü’nün sahibi oldu.

Öykülerinde genellikle insan ve insani değerler, doğa, yaşam, zaman, psikolojik durumlar, seçme yetisi, seçicilik özelliği ve anormallik gibi başlıklara yer veren Taner, olayı ön planda tutan klasik örgülü hikayeler yazdı.

Entrikalı, sürprizli ve güldürücü durumlara eserlerinde yer ayıran yazar, Birleşmiş Milletler UNESCO kültür komisyonlarında da görev yaptı.

Haldun Taner, 7 Mayıs 1986’da kaldırıldığı Haydarpaşa Göğüs Hastanesinde hayatını kaybetti ve Küplüce Mezarlığı’na defnedildi.

Milliyet gazetesi tarafından 1987’den bu yana “Haldun Taner Öykü Ödülü” düzenlenirken, yazarın adı 1988’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunun Kadıköy Sahnesi ile Caddebostan’da bir sokağa verildi.

Eserleri 

Tiyatro oyunları:

“Keşanlı Ali Destanı” (1964), “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”, “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”, “Vatan Kurtaran Şaban”, “Eşeğin Gölgesi”, “Ayışığında Şamata”, “Dışardakiler”, “Zilli Zarife”, “Dev Aynası”, “Huzur Çıkmazı”, “Fazilet Eczanesi”, “Bir Kadın Geliyor”, “Ve Değirmen Dönerdi”

Kitapları:

“Yaşasın Demokrasi” (1949), “Tuş” (1951), “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” (1954), “Ayışığında Çalışkur” (1954), “On İkiye Bir Var” (1954), “Sancho’nun Sabah Yürüyüşü” (1969), “Konçinalar”, “Kızıl Saçlı Amazon”, “Devekuşuna Mektuplar”, “Berlin Mektupları”, “Yaldızlı Palyaço”, “Kutu Kutu İçinde”, “Çok Güzelsin Gitme Dur”

Tiyatroya Ömrünü Veren Sanatçı: Haldun Taner yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Adile Naşit’in Hayatı Film Oluyor https://mandal-la.com/adile-nasitin-hayati-film-oluyor/ Sat, 25 Nov 2023 13:34:54 +0000 https://mandal-la.com/?p=440 Ünlü yönetmen ve senarist Gani Müjde, usta oyuncu Adile Naşit’in hayat hikayesini beyaz perdeye taşıyacak. “Hababam Sınıfı”, “Neşeli Günler”, “Gülen Gözler”, “Bizim Aile”, “Aile Şerefi” gibi filmlerle tanınan usta oyuncu Adile Naşit’in hayatı beyaz perdeye taşınıyor. “Adile” adlı filmin senaryosunu Gani Müjde kaleme alacak. Birsen Altuntaş’ın haberine göre Naşit’in 25 ile 35 yaş aralığı beyazperdeye […]

Adile Naşit’in Hayatı Film Oluyor yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Ünlü yönetmen ve senarist Gani Müjde, usta oyuncu Adile Naşit’in hayat hikayesini beyaz perdeye taşıyacak.

“Hababam Sınıfı”, “Neşeli Günler”, “Gülen Gözler”, “Bizim Aile”, “Aile Şerefi” gibi filmlerle tanınan usta oyuncu Adile Naşit’in hayatı beyaz perdeye taşınıyor.

“Adile” adlı filmin senaryosunu Gani Müjde kaleme alacak.

Birsen Altuntaş’ın haberine göre Naşit’in 25 ile 35 yaş aralığı beyazperdeye yansıtılacak.

Film için 11 Aralık 1987 yılında 57 yaşında hayatını kaybeden usta oyuncuya benzeyen ve oyunculuğu çok güçlü bir isim arandığı belirtildi.

Gani Müjde filmde, Naşit’in oğlu ve ailesiyle ilişkileri kadar ünlü dostlarıyla anılarına da yer verecek.

Bu nedenle filmde Müjde Ar, Ayşen Gruda, Kartal Tibet, Perran Kutman, Ertem Eğilmez, Gazanfer Özcan, Halit Akçatepe, Haldun Dormen, Gönül Ülkü, Münir Özkul, Yılmaz Gruda, Muhsin Ertuğrul, Erol Simavi, Muammer Karaca, Sadık Şendil ve Şevkiye May gibi isimlerin benzerlerine yer verilmesi planlanıyor.

Film çekimlerinin ocak ayında başlaması bekleniyor.

Adile Naşit’in Hayatı Film Oluyor yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>