profil arşivleri - Mandal Radyo https://mandal-la.com/tag/profil/ Mandal Radyo Wed, 15 Oct 2025 09:03:08 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9 https://mandal-la.com/wp-content/uploads/2023/09/cropped-120-32x32.png profil arşivleri - Mandal Radyo https://mandal-la.com/tag/profil/ 32 32 Son Meddah: Erol Günaydın https://mandal-la.com/son-meddah-erol-gunaydin/ Wed, 15 Oct 2025 09:03:01 +0000 https://mandal-la.com/?p=3017 Türk tiyatrosundaki meddahlık geleneğine katkılarıyla hafızalara kazınan usta sanatçı Erol Günaydın’ın vefatının üzerinden 13 yıl geçti.  Usta oyuncu, senarist ve yönetmen Erol Günaydın vefatının 13. yılında anılıyor. Trabzon’un Akçabat ilçesinde 1933’te dünyaya gelen sanatçı, Kavuklu Hamdi ve İsmail Dümbüllü’nün ardından meddahlık geleneğini sürdürerek önemli bir üne kavuştu. Galatasaray Lisesinde eğitim gören usta oyuncu, öğretmenlerini hicvettiği […]

Son Meddah: Erol Günaydın yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk tiyatrosundaki meddahlık geleneğine katkılarıyla hafızalara kazınan usta sanatçı Erol Günaydın’ın vefatının üzerinden 13 yıl geçti. 

Usta oyuncu, senarist ve yönetmen Erol Günaydın vefatının 13. yılında anılıyor.

Trabzon’un Akçabat ilçesinde 1933’te dünyaya gelen sanatçı, Kavuklu Hamdi ve İsmail Dümbüllü’nün ardından meddahlık geleneğini sürdürerek önemli bir üne kavuştu.

Galatasaray Lisesinde eğitim gören usta oyuncu, öğretmenlerini hicvettiği küçük gösterilerle tiyatroya ilk adımını attı. Sanatçı daha sonra İstanbul Şehir Tiyatrolarının sınavını kazanarak tiyatro kariyerine başladı.

Haldun Dormen Cep Tiyatrosunda 1955’te “Papaz Kaçtı” oyunuyla profesyonel oyunculuk yaşamına başlayan Günaydın, yaptığı bir açıklamada, oyuna dair duygularını şu sözlerle aktarmıştı:

“Oyun bittiğinde ter içinde kaldım. Ne olduğunu anlamadım, herkes birbirini öpüyor falan. Ben de yüzümü gözümü sildim. Beşiktaş’a evime vapurla gittim, soyundum yattım. Sabah kalktığımda 60 sene geçmişti üstünden… 60 senedir hala tiyatrodayım…”

İlk kez 1960’ta “Yeşil Kurbağalar” sinema filminde rol alan oyuncu, meddah gösterilerinin yanı sıra canlandırdığı tiplemeler ve seslendirmeleriyle de akıllarda kaldı.

İzmir turnesine çıktığında tanıştığı Güneş Hanım ile evlenen Günaydın’ın Ayşe, Fatoş ve Günfer adını verdiği 3 çocuğu oldu.

Akbank Çocuk Tiyatrosunun yöneticiliğini yapan ve Dormen Tiyatrosunda birçok oyununda sanatçı, Tuncel Kurtiz, Suna Keskin, Erol Keskin ve Cahit Irgat ile Genar Tiyatrosunu kurdu.

Erol Günaydın, Haldun Dormen’in yönettiği “Güzel Bir Gün İçin” filmiyle 1967’de Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerinin sahibi oldu.

Çok sayıda film, tiyatro oyunu ve televizyon dizisinde rol alan ünlü oyuncu, TRT’de yayınlanan Çiçek Taksi dizisindeki rolüyle de büyük ilgi gördü.

Ayı Yogi’nin yanı sıra “Yüzüklerin Efendisi” filminde Bilbo Baggins, “Yukarı Bak” adlı animasyonda Carl Fredricksen ve “Hz. Muhammed Son Peygamber” çizgi filminde Ebu Talip karakterlerini seslendiren sanatçı, sesiyle de hafızalarda iz bıraktı.

Sanatçı Athena grubunun “Arsız Gönül” şarkısı ile Emre Altuğ’un “Aşk-ı Kıyamet” kliplerinde de rol aldı.

“O zaten hep baş roldedir” 

Usta sanatçı Ferhan Şensoy, Erol Günaydın’ın sanatçılığına ilişkin şu değerlendirmede bulunmuştu:

“Erol abi, rolün büyüğünün küçüğünün derdinde değildir. En küçük rolü öyle bir oynar ki kimseye bakamazsınız o sahnedeyken. O zaten hep baş roldedir.”

Emine Algan’ın ünlü oyuncuyla gerçekleştirdiği söyleşiler 2007’de “İki Kalas Bir Heves” kitabında okuyucuyla buluştu.

İstanbul’da bir hastanede böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gören Günaydın, 15 Ekim 2012’de hayatını kaybetti. Günaydın’ın cenazesi 17 Ekim’de Teşvikiye Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Feriköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Seslendirmelerle birlikte 160 yapımda görev alan Erol Günaydın, 70’ten fazla sinema filminde farklı rollerle seyirci karşısına çıktı.

Günaydın, “Yorgun Matador”, “Fişne Pahçesu”, “Soyut Padişah”, “Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı”, “Yaygara Yetmiş”, “Devri Süleyman”, “Kalbin Sesi”, “Martı”, “Ayı Masalı”, “Altın Yumruk”, “Müfettiş”, “Zafer Madalyası”, “Kleopatra’nın Mezarı” ve “Papaz Kaçtı”nın da arasında bulunduğu çok sayıda tiyatro oyununda rol üstlendi.

Ünlü oyuncu “Saat Sabahın Dokuzu”, “İnsanlar Yaşadıkça”, “Doktorlar”, “Bir Ömrün Bedeli”, “Mahallenin Muhtarları”, “Çiçek Taksi”, “Tatlı Kaçıklar”, “Bir Demet Yerli Film”, “Cennet Mahallesi”, “Akasya Durağı” ve “Balkan Düğünü” adlı televizyon dizilerinde yer aldı.

Günaydın’ın yer aldığı yapımlardan bazıları ise şöyle:

“Güneşi Gördüm”, “Orada”, “Nekrüt”, “Destere”, “O Kadın”, “Beyaz Melek”, “Geçmiş Zaman Olur ki”, “İlk Aşk”, “Kınalı Kuzular: Bedeli Çanakkale’de Ödendi”, “Menekşe Koyu”, “Herşeyi Bitirdik”, “Süper Baba”, “Biz Doğarken Gülmüşüz”, “Hoşgeldin Ramazan”, “Çantada Keklik”, “Acı Lokma”, “Gelmeyin Üstüme”, “Kıratlı Süleyman”, “Savunma”, “İki Milyarlık Bilet”, “Bu Muhtar Başka Muhtar”, “Şaşkın Gelin”, “Tepedeki Ev”, “Düğün”, “İntikam Yemini”, “Eşrefpaşalı”, “İki Gemi Yan Yana”, “Yaman Gazeteci”, “Yeşil Kurbağalar”.

Son Meddah: Erol Günaydın yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yeşilçam’ın Emektarı: Kadir Savun https://mandal-la.com/yesilcamin-emektari-kadir-savun/ Thu, 09 Oct 2025 12:07:40 +0000 https://mandal-la.com/?p=2970 Babacan ve müşfik rolleriyle izleyicilerin gönlünde taht kuran oyuncu Kadir Savun’un vefatının üzerinden 30 yıl geçti.  Osman ve Asiye Savun çiftinin çocuğu olarak Erzincan’da 1926’da dünyaya gelen Savun, emniyet mensubu babasının tayini nedeniyle küçük yaşta İstanbul’a geldi. Savun, 8 yaşındayken Muhsin Ertuğrul’un yazıp yönettiği “Bir Millet Uyanıyor” filmiyle sinemanın cazibeli dünyasına ilk adımını attı. Sonrasında […]

Yeşilçam’ın Emektarı: Kadir Savun yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Babacan ve müşfik rolleriyle izleyicilerin gönlünde taht kuran oyuncu Kadir Savun’un vefatının üzerinden 30 yıl geçti. 

Osman ve Asiye Savun çiftinin çocuğu olarak Erzincan’da 1926’da dünyaya gelen Savun, emniyet mensubu babasının tayini nedeniyle küçük yaşta İstanbul’a geldi.

Savun, 8 yaşındayken Muhsin Ertuğrul’un yazıp yönettiği “Bir Millet Uyanıyor” filmiyle sinemanın cazibeli dünyasına ilk adımını attı.

Sonrasında sinema sektöründen kopamayan usta oyuncu, 1938’de İpek Film stüdyosunun “çamaşırhane” diye anılan film yıkama kısmında işe başladı.

Kadir Savun, hem okuyup hem çalışırken, setlerde kamera asistanlığı yaptı, ışık ve dekor gibi farklı alanlarda görev aldı.

Unutulmaz oyuncu, Öztürk Serengil’in 1988’de TRT’de sunduğu programda yaptığı açıklamada, sinemada az para kazanıldığına yönelik soru üzerine, “Çorbayı kaynattık. Çocuk okudu. Üzerimizde biraz çul var. Kirayı da veriyoruz. Yetti, ne olacak.” ifadelerini kullanmıştı.

Hiçbir zaman başrol oynamadı 

Kabataş Lisesindeki eğitimini yarım bırakan sanatçı için Faruk Kenç’in yönettiği, 1949 yapımı “Üvey Baba” filminde canlandırdığı jandarma astsubay rolü, oyunculuk kariyerinin gerçek başlangıcı oldu.

Sanatçı, zamanla önde gelen karakter oyuncularından biri olurken, sağlam, gururlu ve güvenilir rollerin aranan yüzlerden biri haline geldi. Aynı dönemde kötü adam karakterleriyle ünlenen Erol Taş’ın zıttında karşılık bulan Savun, canlandırdığı rollerle merhamet, sadakat ve vefa gibi duyguları izleyenlere aktardı.

Filmlerinde bazen esas oğlanın sadık dostu, bazen mahallenin açık sözlü ağabeyi, bazen ise mert bir esnaf olan ve “İkimize Bir Dünya” ile “Gecelerin Ötesi” filmlerindeki rolleriyle “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülleri alan usta oyuncu, hiçbir zaman başrol oynamadı.

Kadir Savun, kendisi gibi oyuncu olan Suphi Kaner ile Azim Film’i kurdu ve yapımcı olarak bazı filmlere imza attı.

Sinemada “Baba Kadir” diye anılan sanatçı, bu ismin izleyicinin kendisine gösterdiği sevginin yansıması olduğunu belirterek, “Çok güzel. Sevilmek güzel bir şey. Seyirci tarafından sevilmek çok güzel şey. (Baba Kadir) Onların bana bıraktığı bir şey, onların takdiri. Oynadığım roller iyi adam, himayeci… Bundan dolayı bu ismi taktılar. Hiç kötü adam oynamadım. Oynasaydım belki seyirciye çok ters düşerdi.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Fakir ama gururlu rolleriyle seyircinin gönlünde yer edindi 

Bir ara boksla uğraşan ve futbol oynayan Savun, Nermin Hanımla dünya evine girdi ve “Yılanların Öcü” eserinden etkilenerek kızına Iraz ismini verdi.

Kadir Savun, canlandırdığı “fakir ama gururlu” rolleriyle Yeşilçam izleyicisinin kalbini kazandı.

İstemediği roller geldiğinde, yapımcıyı kırmamak için arka kapıdan kaçan sanatçı, fanatik taraftarı olduğu Fenerbahçe’nin yenilmesini görmemek için ise maçları radyodan takip ederdi.

Bir röportajında “İnsanoğlu çok şey ister. Bizim sinema doyumsuzdur. Daha çok şeyler yapmak isteriz.” diyen Savun, 10 Ekim 1995’te İstanbul’da vefat etti.

Kanser nedeniyle bir süre tedavi gören Savun, yüzlerce film sığdırdığı yaşamını Şişli’deki evinde yitirdiğinde 69 yaşındaydı.

Savun’un cenazesi Teşvikiye Cami’sinde kılınan namazın ardından Feriköy Mezarlığı’ndaki aile kabristanında toprağa verildi.

Kadir Savun’un rol aldığı bazı yapımlar şöyle:

“İnsanlar Yaşadıkça”, “Ölüm Peşimizde”, “Şoför”, “İskilipli Atıf Hoca / Kelebekler Sonsuza Uçar”, “Güneşi Uyandırmadan”, “Bir Başka Yerde Bir Başka Hayat”, “Tanrı Şahidimdir”, “Bir Avuç Sevgi”, “Beni mi Buldun”, “Çingene”, “Namusun Bedeli”, “Minyeli Abdullah”, “Kan Çiçeği”, “Talihsiz Yavrum”, “Melekler Şahidimdir”, “Izdırap Çocukları”, “Emanet”, “Hacer Ana ve Oğulları”, “Azap”, “Hasretim”, “Ana”, “Sevmek”, “Sarı Öküz Parası”, “Katiller de Ağlar”, “Kanun Adamı”, “Kartal Bey”, “Asılacak Kadın”, “Fatih Sultan Mehmet”, “Gülsüm Ana”, “Arkadaşım”, “Olmaz Olsun”, “Zübük”, “Duy Kalbimin Feryadını”, “Beş Parasız Adam”, “Vatandaş Rıza”, “Kara Murat Devler Savaşıyor”, “Hatasız Kul Olmaz”, “Dila Hanım”, “Namus Belası”, “Kara Murat Şeyh Gaffar’a Karşı”, “Güler misin, Ağlar mısın?”, “Ah Nerede Vah Nerede?”, “Boşver Arkadaş”, “Zagor Kara Korsanın Hazineleri”, “Yumurcağın Tatlı Rüyaları”, “Bir Teselli Ver”, “Yumurcak Köprüaltı Çocuğu”, “Cilalı İbo Almanya’da”, “Kanun Namına”, “Eşrefpaşalı”, “İsimsiz Kahramanlar”, “Kardeş Gibiydiler”, “Yılanların Öcü”, “Yedi Günlük Aşk”, “Cilalı İbo Yıldızlar Arasında”, “Şimal Yıldızı”, “Akdeniz Korsanları”, “Gündüzün Karanlığı”, “Bizim Eller”, “Mesela Muzaffer”, “Kuruluş / Osmancık”, “Küçük Ağa”

Yeşilçam’ın Emektarı: Kadir Savun yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yeşilçam’da Yıldızları Parlatan Yönetmen https://mandal-la.com/yesilcamda-yildizlari-parlatan-yonetmen/ Mon, 01 Sep 2025 07:35:34 +0000 https://mandal-la.com/?p=2906 Türk sinemasına Ayhan Işık’tan Türkan Şoray’a, Fatma Girik’ten Ediz Hun’a kadar pek çok efsanevi ismi kazandıran yönetmen, yapımcı ve senarist Osman Fahir Seden’in vefatının üzerinden 27 yıl geçti.  Türkiye’nin ilk özel film şirketlerinden Kemal Film’in kurucusu Kemal Seden’in oğlu usta sinemacı, 22 Mart 1924’te İstanbul’da doğdu. Alman Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan […]

Yeşilçam’da Yıldızları Parlatan Yönetmen yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk sinemasına Ayhan Işık’tan Türkan Şoray’a, Fatma Girik’ten Ediz Hun’a kadar pek çok efsanevi ismi kazandıran yönetmen, yapımcı ve senarist Osman Fahir Seden’in vefatının üzerinden 27 yıl geçti. 

Türkiye’nin ilk özel film şirketlerinden Kemal Film’in kurucusu Kemal Seden’in oğlu usta sinemacı, 22 Mart 1924’te İstanbul’da doğdu.

Alman Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Seden’in sinemaya ilgisi babasının izinden giderek lise yıllarında ithal filmler için dublaj çevirileri yaparak başladı.

Babasını 1941’de kaybettikten sonra sinema sektöründeki çalışmalarını sürdüren Seden, 1949’da yurt dışındaki yapım şirketleriyle yaptığı görüşmelerin ardından kendi filmlerini çekme kararı aldı. Bu doğrultuda kütüphanelerden topladığı belgeler ve dinlediği hikayelerle 1951’de ilk senaryosu “İstanbul Kan Ağlarken”i kaleme aldı ve filmin yapımcılığını üstlendi.

Yönetmenliğe ilk adımını “Kanlarıyla Ödediler” filmi ile attı

Seden’in yapımcı ve senarist olarak imza attığı en önemli projelerden biri, 1952’de Ömer Lütfi Akad’ın yönettiği ve bir dönüm noktası kabul edilen “Kanun Namına” filmi oldu. Yönetmenliğe ilk adımını 1955 yapımı “Kanlarıyla Ödediler” ile atan usta sinemacı, 1959’da ise başrollerini Eşref Kolçak ve Sadri Alışık’ın paylaştığı “Düşman Yolları Kesti” filmini çekti.

Yeşilçam’da 1960’lı yıllarda “yıldız sistemi” ile sinema endüstrisine yeni bir soluk getiren Seden, bu sistemle Ayhan Işık, Belgin Doruk, İzzet Günay, Türkan Şoray, Fatma Girik, Ediz Hun ve Zeki Müren gibi birçok ismi starlığa taşıdı.

Sanatçı, kariyerinin ilk dönemlerinde dram ve macera türlerine ağırlık verirken, 1962’den sonra komedi ve polisiye müzikal yapımlara yönelerek türler arası yetkinliğini gösterdi.

Dönemin yıldızlarıyla çok sayıda başarılı filme imza attı

Reşat Nuri Güntekin’in ölümsüz eserinden uyarladığı ve başrollerinde Türkan Şoray ile Kartal Tibet’in yer aldığı 1966 yapımı “Çalıkuşu”, Seden’in en bilinen filmlerinden biri oldu. Bu filmin başarısının ardından, 1986’da TRT için Aydan Şener ve Kenan Kalav’ın başrollerini üstlendiği yedi bölümlük bir dizi uyarlaması daha çekti.

Osman Fahir Seden, 1970’li yıllardan itibaren popüler sinema akımlarına yönelirken, Orhan Gencebay ile “Batsın Bu Dünya”, Kemal Sunal ile “İnek Şaban” ve “Yüz Numaralı Adam”, Ferdi Tayfur ile “İnsan Sevince”, Ümit Besen ile de “Islak Mendil” gibi dönemin yıldızlarıyla çok sayıda başarılı filme imza attı.

130’dan fazla film yönetti

Usta sinemacı, yaşamının son yıllarında TRT ve özel televizyonlar için dizi filmler çekti. Hayatı boyunca 130’dan fazla film yöneten ve birçok prestijli ödül kazanan Seden, 1991’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Devlet Sanatçısı” ünvanına layık görüldü.

“Delicesine”, “Devlerin Aşkı”, “Fırat”, “Vatandaş Rıza”, “İnsan Sevince”, “Hülyam”, “Nefret” ve “Karanfilli Naciye” filmlerinde oyuncu olarak yer alan Seden, son filmi “Suçlu”yu 1989’da tamamladığında 136 filmle, Türk sinemasının en çok film çeken üçüncü ismiydi.

Toplumun genel değer yargılarına, ahlaki yapısına ters düşmeyecek, hitap ettiği izleyici kitlesinin hislerine tercüman olabilecek öyküleri izleyiciyle buluşturan Seden, 1 Eylül 1998’de İstanbul’da vefat etti.

Seden ayrıca “Kanlarıyla Ödediler”, “Sönen Yıldız”, “İntikam Alevi”, “Berduş”, “Bir Avuç Toprak”, “Gurbet”, “Cilalı İbo Yıldızlar Arasında”, “Düşman Yolları Kesti”, “Kırık Plak”, “Namus Uğruna”, “Ayşecik Yavru Melek”, “Cilalı İbo Rüyalar Aleminde”, “Çalıkuşu”, “Merhamet”, “Hicran Yarası”, “İngiliz Kemal’in Oğlu”, “Osmanlı Kartalı, “Mazi Kalbimde Yaradır”, “Hazreti Ömer’in Adaleti”, “Batsın Bu Dünya”, “Nereye Bakıyor Bu Adamlar”, “Hatasız Kul Olmaz”, “Yüz Numaralı Adam”, “İnek Şaban”, “Bekçiler Kralı”, “Dokunmayın Şabanıma”, “Mirasyediler” ve “Zehra Ana” filmlerinin yönetmenliğini yaptı.

Yeşilçam’da Yıldızları Parlatan Yönetmen yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Tiyatromuzun Büyük Ustası: Ferhan Şensoy https://mandal-la.com/tiyatromuzun-buyuk-ustasi-ferhan-sensoy/ Sun, 31 Aug 2025 07:31:57 +0000 https://mandal-la.com/?p=2899 Ortaoyuncular’ın kurucusu, Türk tiyatrosunun usta isimlerinden Ferhan Şensoy, aramızdan ayrılışının dördüncü yılında anılıyor. “Şahları da Vururlar”, “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı”, “Ferhangi Şeyler”, “Ruhundan Tramvay Geçen Adam”, “Güle Güle Godot” ve “İdi Amin Avantadan Lavanta” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda oyuna imza atan Ferhan Şensoy’un vefatının üzerinden 4 yıl geçti. Ortaoyuncular Tiyatro Topluluğunun kurucusu […]

Tiyatromuzun Büyük Ustası: Ferhan Şensoy yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Ortaoyuncular’ın kurucusu, Türk tiyatrosunun usta isimlerinden Ferhan Şensoy, aramızdan ayrılışının dördüncü yılında anılıyor.

“Şahları da Vururlar”, “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı”, “Ferhangi Şeyler”, “Ruhundan Tramvay Geçen Adam”, “Güle Güle Godot” ve “İdi Amin Avantadan Lavanta” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda oyuna imza atan Ferhan Şensoy’un vefatının üzerinden 4 yıl geçti.

Ortaoyuncular Tiyatro Topluluğunun kurucusu olan sanatçı, Çarşamba Belediye Başkanı, tüccar Yusuf Cemil Şensoy ile ilkokul öğretmeni Müjgan Şensoy’un oğlu olarak 26 Şubat 1951’de Samsun’da dünyaya geldi.

Şensoy, 1957’de Samsun’da Gazi Osman Paşa İlkokuluna başladı. Ortaokulu Galatasaray Lisesi’nde okumak üzere 1961’de İstanbul’a gelen sanatçı, bir süre sonra okuldan ayrılarak Samsun’a döndü. Başarılı oyuncu 1970’te Çarşamba Lisesinden mezun oldu.

İlk öykü ve şiirleri 1969’da “Yeni Ufuklar” ve “Soyut” dergisinde yayınlanan sanatçının kaleme aldığı skeçler 1970’te Devekuşu Kabare’de sahnelenmeye başladı.

Güzel Sanatlar’a girdiği yıl amatör tiyatro topluluğu kurdu 

Aynı yıl hem Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü’ne girdi hem de “Galatasaray Oyuncuları” isimli amatör tiyatro topluluğunu hayata geçirdi. Topluluk, sanatçının yazdığı “Je M’en Fous Bilader” adlı Türkçe-Fransızca eserin provalarını, Haldun Taner’in önderliğinde Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun salonunda gerçekleştirdi.

Grup oyuncularıyla 1971’de Ayfer Feray Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuğa adım atan sanatçı, ilk profesyonel yönetmenlik deneyimini ise İsmet Küntay’ın yazdığı, Paravana Kabare’nin sergilediği “Güm Güm Güm” adlı oyunla yaptı.

Ferhan Şensoy, 1972’de Fransa’nın Strazburg kentinde “Ecole Superieure d’Art Dramatique” adlı okulda tiyatro öğrenimine başladı.

Yönetmen Jerome Savary’nin 1973’te asistanlığını yapan Şensoy’un “Haneler” adlı oyunu aynı yıl Haldun Taner ve Umur Bugay’ın ek skeçleriyle Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda ilk kez oynanmaya başladı.

Usta oyuncu, Fransızca kaleme aldığı “Montreal’de Ce Fou De Gogol” eseriyle 1975’te “En İyi Yabancı Yazar” ödülünü aldı.

Tiyatroya ömrünü adayan sanatçı, 1973’te Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Yunus Emre’nin metinlerine yer verdiği Fransızca kolaj oyun “Proche-Orient Lointain” (Iraktır Yakın Doğu) eserini yazdı.

Başarılı tiyatrocu, Türkiye’ye döndükten sonra 1976’da Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda yazarlığını da yaptığı “Dur Konuşma Sus Söyleme” adlı oyunda rol aldı, Türk Yazarları Tiyatrosu’nda oyunculuk ve yönetmenlik görevlerinde bulundu.

“Kızını Dövmeyen Dizini Döver” ile ilk kez bir filmde oynadı

İlk televizyon skeçlerini de 1976’da yazmaya başlayan Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu’yla rol aldığı skeçlerin birinde canlandırdığı “garson” rolüyle ilk kez televizyona çıktı, TRT ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu için çeşitli skeçler yazdı.

Usta oyuncu, bir süre Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptı.

İlk kitabı “Kazancı Yokuşu” 1977’de yayınlanan sanatçı, yönetmenliğini Temel Gürsu’nun üstlendiği “Kızını Dövmeyen Dizini Döver” ile ilk kez bir filmde yer aldı.

Şensoy, 1978’de oyuncu Mete İnselel ile Anyamanya Kumpanya Tiyatrosunu kurdu. Kendi eseri “İdi Amin Avantadan Lavanta” oyununda uzun yıllar rol aldı ve yönetmenlik yaptı.

Sanatçının 1978’de yazdığı “Bizim Sınıf” adlı televizyon dizisi ikinci bölümden sonra öğretmenlerin manevi şahsiyatını tezyif ettiği gerekçesiyle TRT’de yasaklandı ve oyuncu olarak katıldığı diğer televizyon dizileri de yayından kaldırıldı.

Ferhan Şensoy, 1979’da kaleme aldığı “Sizin Dershane” dizisinde rol aldı. Tiyatro çalışmalarına ara vermeden devam eden sanatçı, Ayfer Feray Tiyatrosu’nda kendi yazıp yönettiği ve müziklerini yaptığı “Hayrola Karyola” oyununda rol aldı.

“Dedikodu Şov” oyununu usta isimlerle sahneledi 

Yazdığı “Dedikodu Şov” isimli kabare gösterisini Adile Naşit, Perran Kutman, Pakize Suda, Sevda Karaca ve İstanbul Gelişim Orkestrası ile sahneleyen Şensoy, Arda Uskan’ın yazıp Fuat Güner’in müziklerini yaptığı “Kukla ve Kuklacı Kabare” gösterisinde oynadı.

Usta tiyatrocu, 14 Mart 1980’de Harbiye’de Yapı Endüstri Merkezi Salonu’nda ilk kez perdelerini açan ve 50’yi aşkın oyunun oynandığı Ortaoyuncular’ın bünyesinde “Nöbetçi Oyuncular” adlı gençlik grubu kurarak, yeni tiyatro sanatçılarının yetiştirilmesine katkıda bulundu.

Sanatçının müziklerini Fuat Güner’le yaptığı, yönetmenliğini üstlenip oyuncu olarak da yer aldığı “Şahları da Vururlar” eseri, “Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü” ve Dergi-13’ün “En Başarılı Oyun Ödülü”ne değer görüldü.

Şensoy, Küçük Sahne’nin 30. yılı dolayısıyla Ortaoyuncular’ın konuğu olarak Aleksiev Arbuzov’un “Eski Moda Komedya”sında oynadı. Mücap Ofluoğlu’nun sahneye koyduğu oyunun dekorunu da yapan sanatçı, performansıyla Tiyatro-81’in “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nü kazandı.

“Ferhangi Şeyler” eseri unutulmazlar arasına girdi 

“Ferhangi Şeyler” adlı tek kişilik oyununu 7 Mart 1987’den itibaren aralıksız oynayan Şensoy, yazıp yönettiği “Varsayalım İsmail” adlı televizyon dizisindeki performansıyla da Doruktakiler Ödülü’nün sahibi oldu.

Sanatçı, kendisine Ulvi Uraz Ödülü ve Sanat Kurumu Ödülü’nü getiren “İstanbul’u Satıyorum” oyununu 1988’de yeniden yazıp müziklerini yaptı. Münir Özkul ve Erol Günaydın’ın katılımıyla Ortaoyuncular’da oynanan eserin yönetmenliğini de Şensoy üstlendi.

Ferhan Şensoy, 1991’de BBC’ye verdiği bir röportajında, eserlerinde geleneksel tiyatro motiflerinden ve ortaoyunundan yararlandığını vurgulayarak, şunları söylemişti:

“Benimki meddahlık ama bir çağdaş meddahlık çizgisi yakalamaya çalışıyorum. Ortaoyunundan yararlandığım kadar uyumsuz tiyatrodan da yararlanmaya çalışıyorum. Ben Fransa’da eğitim gördüm. O ekolün etkisini taşımaktayım. Böyle bir senteze ulaşmaya çalışıyorum. Bir şey bulmuş değiliz, araştırıyorum.”

İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”nı sahneye koyan Şensoy, Anca Visdei’nin “Don Juan ile Madonna” oyununu Fransızca’dan çevirdi ve yönettiği bu oyunda Derya Baykal’la aynı sahneyi paylaştı.

Kariyeri ödüllerle taçlandı 

Avni Dilligil, İsmail Dümbüllü ve Nasrettin Hoca Mizah Ödülü’nün yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı Jüri Özel Ödülü, Afife Jale ve Muhsin Ertuğrul Ödülü gibi çok sayıda prestijli ödülün sahibi usta sanatçı, Kel Hasan Efendi’den bugüne gelen Ortaoyuncuları Kavuğu’nu 1989’da Münir Özkul’dan devraldı ve 2016’da Rasim Öztekin’e devretti.

Ferhan Şensoy, kavuğun kendisine geçmesini, “Heyecan verici. Böyle bir kavuğun Kel Hasan Efendi’den Dümbüllü İsmail’e, sonra Münir Özkul’dan bana gelmesi hem büyük bir sevinç hem de büyük bir sorumluluk.” ifadeleriyle dile getirmişti.

Sanatçının 1990’da Pierre-Henri Cami’nin yaşamı ve yapıtlarından yola çıkarak yazıp yönettiği “Yorgun Matador”, kendisine Doruktakiler ve Altan Erbulak Ödülleri’ni kazandırdı.

Uzun yıllar devam eden “Ferhangi Şeyler” gösterileriyle Altın Objektif Ödülü’ne layık görülen Şensoy, gösteriyi Stuttgart, Duisburg, Bochum, Berlin, Wuppertal, Köln, Nürnberg, Münih, Frankfurt, Hamburg, Amsterdam ve Zürih’te de sergiledi.

Kiraladığı gemiyi tiyatro salonuna çevirdi 

Şensoy, 1994’te kiraladığı bir gemiyi yüzen tiyatroya dönüştürdü. “İçinden Dalga Geçen Tiyatro” adını verdiği geminin tiyatro salonunda yazıp müziklerini yaptığı “Seyircili Seyir Defteri” adlı oyunu sahneledi. Aynı geminin 2. katında gece 24.00’ten sonra “Kırkambar-Gece Tiyatrosu” kabare gösterisini de sergileyen sanatçı, bu tiyatro projesiyle “İsmail Dümbüllü Ödülü”nü aldı.

Sanatçının “Güle Güle Godot” adlı eseri, Paris’te amatör tiyatro topluluğu tarafından Fransızca “Adieu Godot” ismiyle oynanırken, “Hayrola Karyola” oyunu da Yugoslavya’da Prizren Kültürevi Türk Tiyatrosu’nda sahnelendi.

Amsterdam’da Amsterdam Deneme Sahnesi Topluluğunca “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” ve “Parasız Yaşamak Pahalı” oyunları sahneye kondu.

Şensoy, özgeçmişini yazdığı romanı “Kalemimin Sapını Gülle Donattım”ı da 2001’de okurla buluşturdu.

Oyuncu Derya Baykal ile 1980’de evlenen Şensoy’un bu birlikteliğinden 1989’da kızı Müjgan Ferhan ile 1990’da Neriman Derya dünyaya geldi. İki sanatçı 2004’te evliliklerini sonlandırdı.

“Eşeğin Fikri”, “Hacı Komünist” ve “Elveda SSK” adlı üç kitabını 2005’te yayınlayan Şensoy, Deneme Sahnesi 35. Yıl Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nün yanı sıra Nasrettin Hoca Altın Eşek Gülmece Ödülü’nün sahibi oldu.

Elli kadar tiyatro oyununda, 10’dan fazla televizyon dizisinde rol alan sanatçı, 2006’da “Pardon” filmiyle en iyi senaryo ödülünü kazandı.

Usta sanatçı, 31 Ağustos 2021’de İstanbul’da vefat etti.

Ferhan Şensoy’un kaleme aldığı, yönettiği ve rol aldığı oyunlardan bazıları şöyle:

“İşsizler Cennete Gider”, “Ruhundan Tramvay Geçen Adam”, “Bilimsiz, Kurgusal Güldürü”, “Fername”, “Kiralık Oyun”, “Uzun Donlu Kişot”, “Beni Ben mi Delirttim?”, “Biri Bizi Dikizliyor”, “Kahraman Osman”, “Kökü Bitti Zıkkım Zulada”, “Sahibinden Satılık 1. El Ortaoyunu”, “Fişne Pahçesu”, “Parasız Yaşamak Pahalı”, “Çok Tuhaf Soruşturma”, “Felek Bir Gün Salakken”, “Üç Kurşunluk Opera”, “Şu Gogol Delisi”, “Kırkambar-Gece Tiyatrosu”, “Seyircili Seyir Defteri”, “Köhne Bizans Operası”, “Parasız Yaşamak Pahalı”

Kitapları:

“Karagöz ile Boşverin Beni”, “Elveda SSK”, “Hacı Komünist”, “Eşeğin Fikri”, “Rum Memet”, “FerhAntoloji”, “Kalemimin Sapını Gülle Donattım”, “Falınızda Rönesans Var”, “Denememeler”, “İngilizce Bilmeden Hepinizi I Love You”, “Düşbükü”, “Ayna Merdiven”, “Kazancı Yokuşu”, “Seçme Sapan Şeyler”, “Kedittin Direniş”, “Oteller Kitabı”

Filmleri:

“Son Ders: Aşk ve Üniversite”, “Pardon”, “Şans Kapıyı Kırınca”, “Büyük Yalnızlık”, “Bir Bilen”, “Parasız Yaşamak Pahalı”, “Köşedönücü”, “Kızını Dövmeyen Dizini Döver”, “Aşk Dediğin Laf Değildir”

Tiyatromuzun Büyük Ustası: Ferhan Şensoy yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk Şiirinin ‘Uç Beyi’: İlhan Berk https://mandal-la.com/turk-siirinin-uc-beyi-ilhan-berk/ Thu, 28 Aug 2025 09:16:46 +0000 https://mandal-la.com/?p=2871 Hayatı boyunca kendini şiire adayan usta şair İlhan Berk’in vefatının üzerinden 17 yıl geçti.  Gerçek adı Emrullah İlhan Birsen olan şair Berk, Hesna ve Veli Biirsen’in oğlu olarak, 18 Kasım 1918’de Manisa’da doğdu. Annesiyle babası çocukken ayrılan şairi, annesi ile ağabeyleri büyüttü. İlhan Berk, İstanbul’da Pertevniyal Lisesi’nde altı ay okuduktan sonra İzmir Öğretmen Okuluna geçti. […]

Türk Şiirinin ‘Uç Beyi’: İlhan Berk yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Hayatı boyunca kendini şiire adayan usta şair İlhan Berk’in vefatının üzerinden 17 yıl geçti. 

Gerçek adı Emrullah İlhan Birsen olan şair Berk, Hesna ve Veli Biirsen’in oğlu olarak, 18 Kasım 1918’de Manisa’da doğdu. Annesiyle babası çocukken ayrılan şairi, annesi ile ağabeyleri büyüttü.

İlhan Berk, İstanbul’da Pertevniyal Lisesi’nde altı ay okuduktan sonra İzmir Öğretmen Okuluna geçti. Ardından Balıkesir’e taşınarak okulu orada bitirdi. Giresun’da 2 yıl öğretmenlik yapan Berk, yedek subay olarak vatani görevini İstanbul’da tamamladı.

İlk kitabı “Güneş Yakanların Selamı”nı Manisa Halkevi’nin yardımıyla 1935’te çıkaran şair, askerliğin ardından Edirne’ye atandı.

Bir süre Edirne’de öğretmenlik yapan şair, Ankara’ya giderek Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümünde eğitimine devam etti. Berk, 1945’te okuldan mezun oldu.

“Yeryüzünde şiir diye bir şey olmasa bile onu icat edebilecek bir şairdi” 

İlhan Berk Zonguldak, Samsun ve Kırşehir’de ortaokul öğretmenliği yaptı.

Kendisi gibi Fransızca öğretmeni olan Edibe Hanım’la evlenen Berk’in, tek çocuğu Ahmet dünyaya geldi.

Usta şair, 1956’da Ziraat Bankasının yayın bürosuna çevirmen olarak girdi ve Ankara’ya nakil oldu. Böylece 13 yıl çalışacağı Ankara’da İkinci Yeni anlayışının en yoğun günlerini yaşadı.

Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü yayın bürosunda çevirmen olarak çalışan şair, emekli olunca Bodrum’a yerleşti.

Berk, şiir günleri ve muhtelif görevlerle 1962’de Londra’ya, 1964’te ise Paris’e gitti. Paris’te 7 ayı aşkın kaldı.

Paris’te gerek yabancı sanatçılarla gerekse Türkiye’den giden sanatçılarla tanışan şair, resim sergileriyle şiir günlerine katıldı.

İlhan Berk, Avrupa ve Uzak Doğu’da pek çok ülkeyi gezdi.

Turgut Uyar’ın “Yeryüzünde şiir diye bir şey olmasa bile onu icat edebilecek bir şairdi” diye anlattığı Berk’in ilk şiirleri Manisa Halkevi dergisi, Uyanış, Varlık, Çığır ve Ses dergilerinde çıktı.

Şiirlerinde Walt Whitman ve Nazım Hikmet’ten etkilenen usta şair, “İstanbul Kitabı”, “Günaydın Yeryüzü”, “Türkiye Şarkısı” ve “Köroğlu” kitaplarını kaleme aldı.

Berk’in kitaplarında yer alan şiirleri, bugün İlhan Berk denilince akla gelen kişiliği temsil etmekten uzaktır. Yine de bu kitaplarında özgün İlhan Berk şiirine ait unsurlar yer alır.

Usta kalem, daha sonra İkinci Yeni akımına katıldı ve 40 yaşında çıkardığı Galile Denizi’yle hem önceki şiiriyle bağlantısını sona erdirdi hem de yeni gelen akımın örneklerinden birini ortaya koydu.

Yenilik dergisinde yayımladığı “Saint Antoine’ın Güvercinleri”, İkinci Yeni adını alacak şiir akımının ilk işaretlerinden birisi oldu. Bu şiirle beraber “söze dayalı” şiir anlayışını reddetti ve gerçekçi şiirden uzaklaştı. Şiirin düz yazıdan farklı olan kaynağını derinlemesine inceleyerek özgün bir dil tutumu geliştirdi.

Şair, İkinci Yeninin sözcülüğünü üstlenerek sadece şiirini değil, poetikasını da İkinci Yeni akımının ortaya çıkış şartlarına göre geliştirdi ve çok uzun süre anlamsızlığı, estetizmi ve deneyciliği savundu.

İkinci Yeni ve anlamsızlık savunmasında yalnız kalan Berk, anlamsız şiire yaklaşan şiirleriyle farklılık gösterdi.

Şair Haydar Ergülen, Berk’i anlattığı bir yazısında, “İster toplumculuk dönemi olsun, ister öncülerinden sayıldığı hatta aşırı uçlarından biri olarak adlandırıldığı İkinci Yeni olsun genel olarak hep Türk şiirinden ilerideydi. Onun yaşamından ve yapıtlarından tek başına bir Türk şiir tarihini okuyabiliriz. Etkilendiği ve etkilediği şairler bir araya geldiği zaman etraflıca bir Türk şiir tarihi çıkarabiliriz. O yüzden Türk şiirimizin gerçekten “Uç Beyi” nitelemesini hak eden bir şairdi.” sözlerini kullanmıştı.

İlhan Berk’in şiirindeki coğrafya, tarih ve nesne ilgisi son derece dikkat çekici olup özellikle 1980’lerde ortaya çıkan postmodern arayışa ilham kaynağı oldu.

Şiir dışında en önemli uğraşlarından ve mutluluk kaynaklarından biri olan resimle de yoğun olarak ilgilenen Berk, 1978’de Bedri Rahmi Eyüboğlu Galerisi’nde, 1984’te Galeri Nev’de resim sergisi açtı.

Yazmayı yaşamak olarak gören başarılı şair, bir yandan yazı makinesi gibi durmaksızın yazmayı sürdürdü.

İlhan Berk, “Kül” (1978) adlı kitabıyla 1979 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülünü, “İstanbul Kitabı” ile 1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülünü, “Deniz Eskisi” ile (1982) 1983 Yeditepe Şiir Armağanını aldı. “Güzel Irmak” (1988) kitabı ile Simavi Vakfı Edebiyat Ödülünü Ferit Edgü’yle paylaştı.

“Şiirin Gizli Tarihi” Fransızcaya, “Güzel Irmak” ve “İstanbul Kitabı” ile bazı şiirleri de İspanyolcaya çevrildi.

Sürekli okuyarak kendisini yenilemeye çalışan şair, şubat 1971’de TRT’nin düzenlediği “Tek Şiir” dalında Sanat Ödülü”ne layık görüldü.

Behçet Necatigil’in “Şiirimizin uç beyi” dediği Berk, tedavi için yattığı Bodrum Devlet Hastanesi’nde 28 Ağustos 2008’de hayata gözlerini yumdu.

İlhan Berk, Bodrum’daki Türbe Mezarlığı’nda eşinin yanına toprağa verildi.

Şiir, deneme, çeviri ve antoloji türünde pek çok eser kaleme alan Berk’in eserlerinden bazıları şöyle:

“Güneşi Yakanların Selamı”, “İstanbul, Günaydın Yeryüzü”, “Türkiye Şarkısı”, “Köroğlu”, “Galile Denizi”, “Çivi Yazısı”, “Otağ”, “Mısırkalyoniğne”, “Aşıkane” , “Şenlikname” , “Şiirler”, “Taş Baskısı”, “Atlas”, “Kül”, “İstanbul Kitabı”, “Kitaplar Kitabı”, “Deniz Eskisi”, “Şiirin Gizli Tarihi”, “Delta ve Çocuk” , “Galata”, “Güzel Irmak”, “Pera” , “Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum”, “Avluya Düşen Gölge, Ev” , “Şeyler Kitabı”, “Çok Yaşasın Sayılar”, “Eşik, Aşk Tahtı”, “Akşama Doğru”, “Şeyler Kitabı”, “Toplu Şiirler”, “Kuşların Doğum Gününde Olacağım”.

Türk Şiirinin ‘Uç Beyi’: İlhan Berk yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk Sinemasının Kötü Adamı https://mandal-la.com/turk-sinemasinin-kotu-adami/ Tue, 29 Jul 2025 17:40:49 +0000 https://mandal-la.com/?p=2799 Yeşilçam filmlerinde oynadığı kötü adam rolleriyle tanınan oyuncu Hüseyin Peyda’nın vefatının ardından 35 yıl geçti. Asıl adı Hüseyin Örmen olan Peyda, 27 Ocak 1922’de Şanlıurfa’nın köklü ailelerinden birinde dünyaya geldi. Peyda, ipek ticareti yapan babasını küçük yaşta kaybetti, ilk eğitimini Şanlıurfa’da tamamladı, daha sonra Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümündeki eğitimini […]

Türk Sinemasının Kötü Adamı yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yeşilçam filmlerinde oynadığı kötü adam rolleriyle tanınan oyuncu Hüseyin Peyda’nın vefatının ardından 35 yıl geçti.

Asıl adı Hüseyin Örmen olan Peyda, 27 Ocak 1922’de Şanlıurfa’nın köklü ailelerinden birinde dünyaya geldi.

Peyda, ipek ticareti yapan babasını küçük yaşta kaybetti, ilk eğitimini Şanlıurfa’da tamamladı, daha sonra Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümündeki eğitimini yarıda bırakan Peyda, lokanta, güzellik salonu işletmeciliği, gazetecilik ve ticaret gibi çeşitli işlerde çalıştı.

Sinema dışındaki bütün teşebbüsleri yarıda ve sonuçsuz kalan Peyda, 1949’da Cemile Hanım’la evlendi ve bu evliliğinden Mübeccel, Semra ve Abbas isimli üç çocuğu dünyaya geldi.

Sinemaya oyuncu olarak girdikten sonra Önder Film şirketini kuran Peyda, bu süreçten sonra ilk senaryosunu kaleme aldı.

“Söyleyin Anama Ağlamasın” filmini çekti 

Usta aktör, yönetmenliğini, senaristliğini, yapımcılığını ve başrol oyunculuğunu üstlendiği “Söyleyin Anama Ağlamasın” filmini 1950’de izleyiciyle buluşturdu.

Hüseyin Peyda, bir yıl sonra Şanlıurfa’da çektiği hem de oynadığı “Mezarımı Taştan Oyun” filmiyle izleyicilerden tam not aldı.

Önder Film’in iflas etmesiyle, iddialı bir giriş yaptığı sinema sektöründe tüm çabalarına rağmen istediği başarıyı yakalayamayan Peyda, ani bir kararla kadın kuaförlüğüne geçiş yaptı.

Daha sonra “Yolculuk Var” (1954) ve “Bu Nasıl Aşk” (1955) filmleriyle sinemada adından söz ettirmeyi başaran Peyda, pek çok filmde Cüneyt Arkın ve Hülya Koçyiğit’le birlikte oynadı.

Kendi adına 3 film şirketi kuran Peyda, bir röportajında patronluğun nasıl hayatına etki ettiğine dair şunları anlatmıştı:

“Ben oyuncu olarak öyle çok film çevirmezdim. Sanırım arkadaşlar eski patron olmamdan dolayı film teklifi yaparken çekiniyorlardı. Belli bir ücretim de yoktu. Paramı alırken gözümü kapatır, elimi uzatırım. Bunca yıldır içinde olduğum sinema bana ancak şu anda içinde ailemle birlikte oturduğum apartman dairesini kazandırdı.”

En parlak yıllarını 1950-1960 arasında yaşadı 

Filmlerin önemli bir kısmını Şanlıurfa’da çeken Peyda, sinema kariyerinin en parlak yıllarını 1950-1960 yılları arasında yaşadı.

Peyda, 40 yıl süren sinema hayatı boyunca Nuri Sesigüzel’den Seyfettin Sucu’ya, İbrahim Tatlıses’ten Baki Tamer ve Mustafa Dişli’ye kadar bütün Urfalılarla pek çok filmde beraber çalıştı.

Yeşilçam’da 1960’tan sonra kötü adam rollerinde oynayan Peyda, Türk sinemasının vazgeçilmez karakter oyuncularından biri oldu.

Beyazperdede çizdiği Anadolu tiplemeleriyle, sinemayı Anadolu insanına yakınlaştıran ve sanat hayatı boyunca 19 film yöneten Peyda, 200’den fazla filmde rol aldı.

Peyda, 1977’de 14. Antalya Film Festivali’nde “Kara Çarşaflı Gelin” filmindeki rolüyle “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü.

Hüseyin Peyda, “Hazreti Eyüb’ün Sabrı” filminin başrolünde Muhterem Nur ile yer aldı.

Akciğer kanseri tedavisi gördüğü Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde 30 Temmuz 1990’da 70 yaşındayken hayatını kaybeden Peyda, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Türk Sinemasının Kötü Adamı yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Profil: Sümer Tilmaç https://mandal-la.com/profil-sumer-tilmac-2/ Thu, 12 Jun 2025 12:11:18 +0000 https://mandal-la.com/?p=2730 Çok sayıda dizi ve filmde rol alan, tiyatro ve sinemamızın usta oyuncusu Sümer Tilmaç’ın vefatının üzerinden on yıl geçti.  Giritli Hasan Bey ile Türkmenistan göçmeni Rehber Hanım’ın oğlu Sümer Tilmaç, 15 Temmuz 1948’de Malatya’da dünyaya geldi. Sanatçı, 1964’te Arena Tiyatrosunda oyunculuğa başladı, aynı yıl Filiz Akın, Necdet Tosun ve Suzan Avcı ile “Sarı Kızla Kopuk […]

Profil: Sümer Tilmaç yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Çok sayıda dizi ve filmde rol alan, tiyatro ve sinemamızın usta oyuncusu Sümer Tilmaç’ın vefatının üzerinden on yıl geçti. 

Giritli Hasan Bey ile Türkmenistan göçmeni Rehber Hanım’ın oğlu Sümer Tilmaç, 15 Temmuz 1948’de Malatya’da dünyaya geldi.

Sanatçı, 1964’te Arena Tiyatrosunda oyunculuğa başladı, aynı yıl Filiz Akın, Necdet Tosun ve Suzan Avcı ile “Sarı Kızla Kopuk Ahmet” filminde rol aldı.

Usta oyuncu, İstanbul Belediye Konservatuvarından 1968’de mezun oldu. Münir Özkul ve Gazanfer Özcan’ın öğrencisi olarak yetişen Tilmaç, kariyeri boyunca Türk tiyatrosu ve sinemasının sevilen isimleriyle aynı sahneyi paylaştı.

Yaptığı bir açıklamada, anne ve babasının da tiyatroya çok meraklı olduğunu belirten Tilmaç, “Her yerde mutlaka bir oyun oynuyorlardı. Annem bana hamileyken ben sahneye çıkmışım. O yüzden sahne hayatım biraz daha fazla.” ifadelerini kullanmıştı.

Oyunculukta Münir Özkul ve Gazanfer Özcan’dan etkilendi 

Sümer Tilmaç, tiyatroda Sadık Şendil’in yazdığı “Yedi Kocalı Hürmüz” ile “Kanlı Nigar” oyunlarında rol aldı. Kanlı Nigar’da Münir Özkul ve Altan Karındaş ile başrolü paylaştı.

Oyunculukta en fazla Münir Özkul ve Gazanfer Özcan’dan etkilendiğini her fırsatta dile getiren sanatçı, 1966’da Tanju Korel ile Sibel Göksel’in başrolü paylaştığı “Eşkıya” filminde rol aldı.

Oynadığı filmlerde birçok kez kötü adam karakterini canlandıran Tilmaç, bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade etmişti:

“Almanlarla, Fransızlarla, İtalyanlarla, Amerikanlarla filmlerde oynadım. Fransızların vodvil tiyatrosunun biraz içindeyim. Fransızlar bütün aktörlere ‘komedyen’ der. Bizdeki komedi anlayışı ise farklıydı. Biraz yamuk olacaktınız, kulağınız başka bir yerde, gözünüz şaşı olacaktı. Biz bunlara gülerdik, böyle algımız vardı. O nedenle o zamanlar bana kötü adam rolünü layık gördüler. Neyse ki bu durum yavaş yavaş değişiyor. Kötü adam rolleriyle başladım. Şimdi ise böyle devam ediyor. Yarın bakarsınız tekrar kötü adam rollerine dönerim. Bu durum, oyuncu olmanın gerektirdiği bir zorunluluktur. Şimdi kötü adam rollerini oynayanlara bakıyorum ve hiçbirini beğenmiyorum.”

Sanatçı, 1993-1997’de büyük beğeniyle izlenen “Süper Baba” dizisinde canlandırdığı rolle de dikkatleri çekti.

“Reis Bey”, “Kuruluş Osmancık”, “Osmanlı Cumhuriyeti”, “Meraklı Köfteci”, “Vatandaş Rıza”, “Ah Güzel İstanbul”, “Gırgıriye”, “Kılıbık”, “Damga”, “Acı Dünyalar”, “Kahpe Bizans”, “Hemşo” ve “Çakallarla Dans” adlı yapımlarda da oynayan Tilmaç, 210’dan fazla film ve dizide rol aldı.

Sanatçı, 2000’de düzenlenen 37. Altın Portakal Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”nü aldı. “Son” filminde canlandırdığı “Ferit” rolüyle de 2002’de verilen 7. Sadri Alışık Ödülleri’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü kazandı.

Kendi yazdığı “Ispanaktan Nağmeler” adlı film için 2005’te yönetmen koltuğuna oturan usta oyuncu, filmin başrolünü de kendisi üstlendi.

Sümer Tilmaç, 2010’da vizyona giren, Murat Şeker’in yönetmenliğini yaptığı “Çakallarla Dans”ın ardından, “İkizler Firarda”, “Şenlikname: Bir İstanbul Masalı” ve “Pak Panter”in de aralarında bulunduğu filmlerde rol aldı.

Katıldığı bir düğünde geçirdiği kalp krizi sonucu 12 Haziran 2015’te hayatını kaybeden sanatçı, vefatından önce “Polis Akademisi: Alaturka” ile “Zilin Sesi” filmleri için kamera karşısına geçmişti.

Sümerce oyunu ile sahnedeki 50. yılını kutladı 

“Sümerce” adlı oyunda hayat hikayesini eğlenceli bir dille kaleme alan Tilmaç, oyunu vefatından kısa süre önce sahneledi.

Sahnedeki 50. yılını “Sümerce” adlı komedi oyununu ile kutlayan usta sanatçı, oyuna ilişkin şunları söylemişti:

“Anılar, yaşanmışlıklar enteresan. Bir şeyler kötüymüş gibi yaşanıyor fakat aradan zaman geçtiğinde mizah oluyor. Bizim de öyle oldu. Bir zamanlar meşakkat diye yapılan her şeyi, bugün bakıldığında aradan geçen zaman içinde çok başka noktalarda düşünmeye başlıyorsunuz. O da çok güzel oluyor.”

Sümer Tilmaç, kendisine hep “Anılarını yazar mısın?” diye sorulduğunu aktararak, “Ben de onlara hep şöyle cevap verdim; ‘Yazmak yerine sahnede bunu anlatmak istiyorum.’ İyi ki de öyle demişim ve öyle yapmışım.” demişti.

Karakter oyuncusu olarak canlandırdığı her rolle akıllarda yer edinen sanatçı, katıldığı bir televizyon programında, oyunculuğun emek işi olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetmişti:

“Benim de hoşuma giden, unutamadığım filmler hangileri diye sorduklarında, ‘Para alamadığım filmler.’ diyorum. Bizim kaderimizde böyle bir şey var. Biz bu işten para kazanmaya değil, bu işi yapmaya gelenlerdeniz. Bunu da yüreklilikle söylüyorum. Tabii ki hayatımızı idame ettirmek anlamında para kazandığımız işler de oluyor.”

AA

Profil: Sümer Tilmaç yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Tiyatroya Ömrünü Veren Sanatçı: Haldun Taner https://mandal-la.com/tiyatroya-omrunu-veren-sanatci-haldun-taner/ Wed, 07 May 2025 09:17:21 +0000 https://mandal-la.com/?p=2656 Çok sayıda unutulmaz esere imza atan akademisyen, öykü ve tiyatro yazarı Haldun Taner’in vefatının üzerinden 39 yıl geçti.  Ömrünü Türk tiyatrosuna adayan usta edebiyatçı, 16 Mayıs 1915’te Meclis-i Mebusan’ın İstanbul milletvekillerinden hukukçu Ahmet Selahattin Bey ile Seza Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’un Çemberlitaş semtinde dünyaya geldi. Babasını 5 yaşında kaybeden Taner, büyükbabası Matbaa-i Amire Müdürü İsmail […]

Tiyatroya Ömrünü Veren Sanatçı: Haldun Taner yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Çok sayıda unutulmaz esere imza atan akademisyen, öykü ve tiyatro yazarı Haldun Taner’in vefatının üzerinden 39 yıl geçti. 

Ömrünü Türk tiyatrosuna adayan usta edebiyatçı, 16 Mayıs 1915’te Meclis-i Mebusan’ın İstanbul milletvekillerinden hukukçu Ahmet Selahattin Bey ile Seza Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’un Çemberlitaş semtinde dünyaya geldi.

Babasını 5 yaşında kaybeden Taner, büyükbabası Matbaa-i Amire Müdürü İsmail Hamit Bey’in Saraçhanebaşı’ndaki konağında annesiyle yaşamaya başladı.

Konakta büyükannesi, teyzesi ve 4 dayısıyla hayatına devam eden Taner, Türkçenin inceliklerini, aile terbiyesini ve çalışma disiplinini annesinden öğrendi.

Küçük yaşlarda tiyatroya ilgi duyan Taner, bir açıklamasında, “Hasan Efendi’yi, Naşit’i, Cemal Sahir’i, Darülbedayi’yi, dayımın sınıf arkadaşı Şadi Fikret’in oyunlarını o dönemde gördüm. İlk gördüğüm sinema, Saraçhanebaşı’ndaki Milli Sinema idi. Daha sonra Alemdar ve Ali Efendi sinemalarına giderdik.” ifadelerini kullanmıştı.

Okul tatillerinde deneyim kazanmak için gittiği Hamid Matbaası, yazarlık hayatı için de dönüm noktası olan Taner, bütün zamanını dedesinin matbaasında makine sesleri içinde geçirdi.

Daha sonra ortaöğrenimi için Galatasaray Lisesine (Mekteb-i Sultani) giden Taner, 1935’te mezun oldu.

Devlet bursuyla Heidelberg Üniversitesi’nde okudu

Usta edebiyatçı ekonomi ve politika üzerine eğitim almak üzere 1935-1938’de devlet bursuyla Almanya’daki Heidelberg Üniversitesine gitti.

Tüberküloz nedeniyle eğitimini yarıda bırakıp Türkiye’ye dönen Taner, 1938-1942’de Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü, bir taraftan da Ankara Radyosu için skeçler yazmaya başladı.

Hikaye yazmaya ilgisini her fırsatta dile getiren usta kalem, TRT Arşiv’de yer alan bir açıklamasında, hikaye yazmanın inceliklerine ilişkin şunları söylemişti:

“Hikaye bir anlatı türüdür. Her anlatı türü gibi bir iletişim ihtiyacından doğmuştur. Hikaye yazmak, roman yazmaktan daha zevklidir. Çünkü roman yazdığınızda siz, kahramanlarınızın esirisiniz. Gece, gündüz, bilinciniz, bilinçaltınız, uykunuz… Ertesi sabah yine bir kahramanınızın bıraktığı yerden alıyorsunuz, öbür kahramanınızın nerede ne yapacağını düşünüyorsunuz. Hikayede böyle bir işkence yok. Hikayede, hoşunuza giden bir konu, bir kişi, bir olay, herhangi bir hadise, sizi iter, ‘Şunun hikayesi yazılabilir.’ diye. Bazen bir hikaye başlığı bile sizi itebilir. Sizi iten bir şey olduğu için hevesle daktilonuzun ya da kağıt kaleminizin başına oturursunuz. Başlarsınız yazmaya. Yazdığınız o hikayenin kahramanı ya da kahramanları ile özdeşleşirsiniz. Fakat bu özdeşleşme, romandaki gibi uzun sürmeyecektir. Yani bunlarla küçük bir seyahate çıkmış gibisiniz. Bıktırıcı bir seyahat değil. Biraz sonra sizi bırakacaklar. Onun için nostaljik bir sevgi duyarsınız onlara. Bırakmak istemezsiniz. Elinizden kaçacak her şey gibi çok daha kıymetli bulursunuz onları ve başlarsınız yazmaya. Yazarken de o hikayenin atmosferi ne ise ona karışırsınız yani onunla özdeşleşirsiniz.”

Lisedeyken Fransızca edebiyatı öğretmeni Mösyö Dard’ın tavsiyesiyle kaleme aldığı skeçlerle edebiyat dünyasına adım atan Taner’in “Töhmet” adlı öyküsü, 1946’da “Haldun Yağcıoğlu” takma ismiyle Yedigün dergisinde yayımlandı.

Öykü, oyun, skeç, kabare, senaryo ve hiciv türlerinde eserlere de imza atan usta edebiyatçının yazıları, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük ve Yeni İnsan dergilerinde de okuyucuyla buluştu.

Politik öykülerden oluşan “Yaşasın Demokrasi” kitabı 1949’da yayımlanan Taner, 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi ve sanat tarihi kürsüsünde asistan olarak görev aldı.

Usta yazar, ilk evliliğini 1954’te yaptı ve Oyun dergisini çıkardı.

“Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” kitabında yer alan aynı adlı hikayesi New York Herald Tribune gazetesinin 1953’teki uluslararası yarışmasında birinci olan Taner, 1956’da Varlık dergisince “Yılın En Beğenilen Öykücüsü” seçildi.

Taner’in 1954’te yayımlanan “On İkiye Bir Var” kitabı 1955’te verilmeye başlanan Sait Faik Hikaye Armağanı’nı alan ilk eser olurken, aynı adlı öyküsü, İsviçre Atlantis Yayınevinin düzenlediği “Zaman Üstüne Öyküler” yarışmasında ödül aldı.

Unutulmaz edebiyatçı, 1955-1957’de Viyana Üniversitesinde Prof. Heinz Kindermann’ın yanında ve Max Reinhardt Tiyatro Akademisinde felsefe ve tiyatro eğitimi gördü. Yeşilçam için senaryolar kaleme alan Taner, Viyana’da bulunduğu, klasik ve epik tiyatroyla da ilgilendiği yıllarda 700’den fazla oyun seyretti.

İstanbul Üniversitesinde 1957’de tiyatro tarihi ve dramaturgi dersleri veren Taner, aynı zamanda Tercüman gazetesinde “Devekuşuna Mektuplar” adı altında köşe yazıları kaleme aldı.

Haldun Taner, Türkiye’de epik tiyatronun ilk örneği sayılan “Keşanlı Ali Destanı” ile dünyaya açıldı. Haldun Taner Tiyatrosu ekolü oluşturan yazarın, 1955’te yazdığı “Tuş” öyküsüyle “Keşanlı Ali Destanı” oyunu filme uyarlandı.

İstanbul Üniversitesinde 1957’de tiyatro tarihi ve dramaturgi dersleri veren Taner, İktisat Fakültesinde 1 Mart 1960’ta okutman olarak çalışmaya başladı, darbe nedeniyle görevi bırakmak zorunda kaldı.

Fransız Filolojisi Kürsüsünde 1962’den 1976’ya kadar öğretim görevlisi olarak görev yapan yazar, 1968’de kuruculuğunu üstlendiği Language and Culture Center Özel Tiyatro Okulunda (LCC) öğrenciler yetiştirdi.

Haldun Taner, 1960’tan itibaren tiyatro çalışmalarına yoğunlaştı. Güncel olayları konu alan eleştirel oyunları sunmak için kabare tiyatrosunun kuruluşuna öncülük eden Taner, Ahmet Gülhan, Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile 1967’de İstanbul’da Devekuşu Kabare Tiyatrosunu kurdu.

“Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyunuyla 1972’de ödül aldı 

Unutulmaz sanatçı Münir Özkul ile 1969’da Bizim Tiyatro, Ahmet Gülhan ile 1978’de Tef Tiyatro Grubunu kuran Taner, oyunlarında meddah geleneği ve tuluat tiyatrosunun özelliklerinden yararlandı. Tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren yazarın kaleme aldığı “Keşanlı Ali Destanı” oyunu yurt dışında da sahnelendi.

“Sancho’nun Sabah Yürüyüşü” kitabı Bordighera Uluslararası Mizah Festivali’nde öykü ödülünü kazanan Taner’in “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyunu ise 1972’de Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü’nün sahibi oldu.

Öykülerinde genellikle insan ve insani değerler, doğa, yaşam, zaman, psikolojik durumlar, seçme yetisi, seçicilik özelliği ve anormallik gibi başlıklara yer veren Taner, olayı ön planda tutan klasik örgülü hikayeler yazdı.

Entrikalı, sürprizli ve güldürücü durumlara eserlerinde yer ayıran yazar, Birleşmiş Milletler UNESCO kültür komisyonlarında da görev yaptı.

Haldun Taner, 7 Mayıs 1986’da kaldırıldığı Haydarpaşa Göğüs Hastanesinde hayatını kaybetti ve Küplüce Mezarlığı’na defnedildi.

Milliyet gazetesi tarafından 1987’den bu yana “Haldun Taner Öykü Ödülü” düzenlenirken, yazarın adı 1988’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunun Kadıköy Sahnesi ile Caddebostan’da bir sokağa verildi.

Eserleri 

Tiyatro oyunları:

“Keşanlı Ali Destanı” (1964), “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”, “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”, “Vatan Kurtaran Şaban”, “Eşeğin Gölgesi”, “Ayışığında Şamata”, “Dışardakiler”, “Zilli Zarife”, “Dev Aynası”, “Huzur Çıkmazı”, “Fazilet Eczanesi”, “Bir Kadın Geliyor”, “Ve Değirmen Dönerdi”

Kitapları:

“Yaşasın Demokrasi” (1949), “Tuş” (1951), “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” (1954), “Ayışığında Çalışkur” (1954), “On İkiye Bir Var” (1954), “Sancho’nun Sabah Yürüyüşü” (1969), “Konçinalar”, “Kızıl Saçlı Amazon”, “Devekuşuna Mektuplar”, “Berlin Mektupları”, “Yaldızlı Palyaço”, “Kutu Kutu İçinde”, “Çok Güzelsin Gitme Dur”

Tiyatroya Ömrünü Veren Sanatçı: Haldun Taner yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Tiyatronun Öncü İsmi: Muhsin Ertuğrul https://mandal-la.com/tiyatronun-oncu-ismi-muhsin-ertugrul/ Tue, 29 Apr 2025 11:07:51 +0000 https://mandal-la.com/?p=2650 Türk tiyatro ve sinemasında iz bırakan yönetmen, oyuncu, yapımcı ve çevirmen Muhsin Ertuğrul’un vefatının üzerinden 46 yıl geçti.  Hariciye Nezareti memurlarından Hüseyin Hüsnü Bey ile Alman asıllı Fatma Dilruh Hanım’ın oğlu Ertuğrul, İstanbul’da 28 Şubat 1892’de dünyaya geldi. Çocuk yaşlarında meddah, Hacivat Karagöz ve orta oyunu gibi geleneksel sahne gösterilerine ilgi duymaya başlayan sanatçı, sırasıyla […]

Tiyatronun Öncü İsmi: Muhsin Ertuğrul yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türk tiyatro ve sinemasında iz bırakan yönetmen, oyuncu, yapımcı ve çevirmen Muhsin Ertuğrul’un vefatının üzerinden 46 yıl geçti. 

Hariciye Nezareti memurlarından Hüseyin Hüsnü Bey ile Alman asıllı Fatma Dilruh Hanım’ın oğlu Ertuğrul, İstanbul’da 28 Şubat 1892’de dünyaya geldi.

Çocuk yaşlarında meddah, Hacivat Karagöz ve orta oyunu gibi geleneksel sahne gösterilerine ilgi duymaya başlayan sanatçı, sırasıyla İstanbul Tefeyyüz Mektebi, Darüledep, Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi ve Toptaşı Rüştiyesi ile Mercan İdadisinde eğitim gördü.

Hüsnü Bey, oğlunun Mabeyn katibi olarak sarayda görev yapmasını isterken Ertuğrul, tiyatro aşkıyla başka bir yola girdi. Sanatçı, rüştiyede öğrenciyken okul arkadaşlarıyla amatör tiyatro çalışmalarında bulundu.

Muhsin Ertuğrul, bir süre marangoz çıraklığı ve tornacılık yaptı. Meşrutiyet’in ilan edilmesinin ardından İstanbul’da tiyatro faaliyetleri artınca, Ertuğrul için de bir kapı açılmış oldu.

O dönem Tepebaşı Tiyatrosunda görev yapan yönetmen ve oyuncu Burhanettin Tepsi’nin bulunduğu heyete girmeye çalışan sanatçı, Arap Salahaddin Bey ile temas kurdu. Amacına ulaşan Ertuğrul, profesyonel olarak sahneye ilk kez 2 Ağustos 1909’da Erenköy’de oynanan “Sherlock Holmes” oyununda “Bob” karakteriyle çıktı.

Bir süre Odeon Tiyatrosunda çalışan Ertuğrul, William Shakespeare’in kaleme aldığı “Othello” ve Türkiye’de ilk kez sahnelenen “Hamlet” piyeslerinde rol aldı.

Ertuğrul’un yeteneğini fark eden sanatçı usta oyuncu Vahram Papasyan, mutlaka Avrupa’ya gitmesini ve tiyatroya orada devam etmesini önerince, sanatçı 1911’de Paris’e gitti.

Maddi imkanlar nedeniyle kısa süre sonra Fransa’dan Türkiye’ye dönen Ertuğrul, arkadaşlarıyla kendi topluluğunu kurdu.

Usta oyuncu, 1913’te yeniden Paris’e giderek eğitimini tamamladı ve dünyaca ünlü tiyatro topluluklarıyla tanışma imkanı yakaladı.

Aynı yıllarda Comedie Française’de Paul Gravolet’ten özel dersler alan Ertuğrul, Şehzadebaşı’nda açtığı Ertuğrul Sineması’nda, film gösterimleri öncesi kısa tiyatro oyunları sahneledi.

Darülbedayi’nin kuruluşunda yer aldı 

Muhsin Ertuğrul, 1914’te İstanbul’da “Darülbedayi” adıyla hayata geçen, sonraki yıllarda Şehir Tiyatroları adını alan merkezin kuruluşunda yer aldı. Sanatçı, Darülbedayi’de Reşat Rıdvan Bey ve Andre Antonie ile görev yaptı.

Sinema ve tiyatro incelemeleri yapmak üzere 1917-1921’de yaşadığı Berlin’de İstanbul Film şirketini kuran Ertuğrul, aynı dönem Üstat Film’in ortaklığını ve yönetmenliğini de üstlendi.

Usta tiyatrocu, “Karanlıkta Işık” adlı filmde önemli bir rol aldıktan sonra “Samson”, “Kara Lale Bayramı” ve “Şeytana Tapanlar” filmlerini çekti. Almanya günleri sırasında 1917’de “Edebi Tiyatro Heyeti” adlı bir topluluk kuran sanatçı, o yıllarda Halit Fahri Ozansoy’un “Baykuş” piyesini de sahneledi.

Berlin’de “Beranien Düşesi” filminde ihtilalci bir subay rolünü oynayan Muhsin Ertuğrul, Türkiye’ye döndükten birkaç ay sonra Temaşa dergisinde çeşitli sinema eleştirileri kaleme aldı.

Robert Kolejinde, Halide Edip’in librettosunu yazdığı, Vedi Sabar’ın bestelediği “Kenan Çobanları” operasını hazırlayan Ertuğrul, Kurtuluş Savaşı üzerine ilk belgesel sayılan “Zafer Yolları” adlı filmin yönetmenliğini yaptı.

Sovyetler Birliği’nde Üç Film Çekti 

Muhsin Ertuğrul, 1925-1927’de bulunduğu Sovyetler Birliği’nde, Nazım Hikmet aracılığıyla sinema dünyasından pek çok kişiyle tanışma ve çalışma fırsatı buldu.

Burada “Tamilla”, “Spartaküs” ve “Beş Dakika” filmlerini çeken sanatçı, ayrıca Moskova’da bütün tiyatrolara girme izni alarak Stanislavski, Nemiroviç-Dançenko, Aleksandır Yakovleviç Tayrov ve Vsevolod Meyerhold ile tanışıp onların çalışmalarına katıldı.

Ertuğrul, ABD’ye seyahat ederek sinema ve tiyatro üzerine çeşitli araştırmalarda bulundu. İstanbul’a döndükten sonra, 1927’de üstlendiği Darülbedayi’nin sanat yönetmenliğini 1949’a kadar sürdürdü.

İlk sesli Türk filmi “İstanbul Sokaklarında” ve “Bir Millet Uyanıyor”u çeken Ertuğrul, “Karım Beni Aldatırsa”, “Söz Bir Allah Bir”, “Leblebici Horhor Ağa”, “Aysel Bataklı Damın Kızı” filmlerinde senarist olarak “Mümtaz Osman” takma adını kullanan Nazım Hikmet ile çalıştı.

Türkiye’de 1922’den 1940’a kadar tek film yönetmeni olan Ertuğrul, 1928’de Türkiye’nin ikinci büyük yapım şirketi İpek Film’in kurulmasına öncülük etti ve “Ankara Postası”nın büyük ticari başarı kazanmasının ardından burada yönetmen olarak 20 filme imza attı.

Ertuğrul, 1931’de Tiyatro Meslek Okulunun kurucuları arasında yer aldı. 1933’te İstanbul’a çağrılan Viyana Müzik ve Tiyatro Akademisi başkanı Joseph Marx, Belediye Konservatuvarının öncüsü sayılabilecek bu okulu yeni baştan düzenledi ve Muhsin Ertuğrul bu kurumda da dersler verdi.

Sanatçı, Moskova’da çocuk tiyatrosu üzerine de incelemeler yaptıktan sonra 1935-1936 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrosunda Türkiye’deki ilk düzenli çocuk oyunlarını başlattı. Ertuğrul, tiyatro alanında verdiği hizmetler nedeniyle 1932’de Goethe Madalyası ile ödüllendirildi.

Ankara Devlet Konservatuvarında bir süre tiyatro öğretmeni olarak görev yapan Ertuğrul, 1941’de eşi Handan Ertuğrul ile Perde ve Sahne adlı dergiyi çıkardı.

Ertuğrul, 1947’de Ankara’da Küçük Tiyatro, 1948’de Büyük Tiyatroyu kurdu, 1949’da Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne getirildi.

“Bir Komiser Geldi” oyunundaki müfettiş rolüyle oyuncu olarak son kez sahnede görülen sanatçı, 1950’de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevinden istifa etti.

Ertuğrul, Türk sinemasında tamamı renkli ilk film olan “Halıcı Kız”ı 1953’te çekti ve bu film sanatçının son sinema çalışması oldu. 1954’te ikinci kez Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü olan Ertuğrul, 1955’te Küçük Tiyatro ve Oda Tiyatrosunu açtı.

İstanbul Şehir Tiyatrosunda başyönetmen olarak 1958-1966’da görev yapan Ertuğrul, bu dönemde Üsküdar, Kadıköy ve Zeytinburnu Tiyatrolarını açtı, 23 Ekim 1971’de Türkiye’de ilk kez Devlet Kültür Armağanı’nı aldı.

Usta tiyatrocu, 1974’te 82 yaşındayken yeniden Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliğine atandı. Ertuğrul, Türk sinemasında da farklı türlerdeki ilk örneklerini veren 30 filmi yönetti.

Sahnede cenaze töreni istemedi  

“Leblebici Horhor Ağa” filmiyle 2. Venedik Film Festivali’nde Türk sinemasına ilk uluslararası ödülü kazandıran Muhsin Ertuğrul, Batı tiyatrosunun yorum, sahne tekniği ve yönetim alanlarındaki yeniliklerini Türk tiyatrosunda da uygulamaya koydu ve tiyatronun İstanbul dışındaki şehirlere yayılmasına katkıda bulundu.

Muhsin Ertuğrul’a 23 Nisan 1979’da Ege Üniversitesince fahri doktor payesi verildi. Sanatçı, vefatından bir hafta önce, törende yaptığı konuşmada, “Unutulmamak güzeldir. Sanatsal yaşamımın en güzel armağanını aldım. Artık ölsem de gam yemem.” demişti.

Ünvanını almak ve sanat yaşamının 70. yılı kutlamalarına katılmak üzere gittiği İzmir’de 29 Nisan 1979’da kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitiren sanatçının cenazesi, İstanbul’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Vefatından bir süre önce mektup yazan sanatçı, Levent Camisi’nde tören istediğini belirterek, “Kimse çiçek yollamasın. Gazetelere ilan vermeyiniz. Tiyatro sahnelerine konulmasın tabutum. Kimse önümde tören düzenine girmesin ve cenazemi Zincirlikuyu’daki ilk eşim Neyyire’nin yanında ayrılan yere gömün.” vasiyetinde bulunmuştu.

Muhsin Ertuğrul, “Beranien Düşesi”, “Istırap/Samson”, “Boğaziçi Esrarı: Nur Baba”, “Ateşten Gömlek”, “Kız Kulesinde Bir Facia”, “Ankara Postası”, “Şehvet Kurbanı”, “Kıskanç” adlı filmlerde oyuncu olarak rol aldı.

“Kara Lale Bayramı”, “Şeytana Tapanlar”, “Samsun”, “İstanbul’da Bir Facia-i Aşk”, “İstanbul’da Istırap”, “Kahveci Güzeli” filmlerinin yönetmenliğini de üstlenen sanatçı, yapımcı olarak da “Samsun”, “Aysel Bataklı Damın Kızı”nda yer aldı.

Usta sanatçı ayrıca “Boğaziçi Esrarı”, “İstanbul’da Bir Facia-i Aşk”, “Kız Kulesi’nde Bir Facia”, “Ateşten Gömlek”, “Leblebici Horhor”, “Sözde Kızlar”, “Ankara Postası”, “Kaçakçılar”, “İstanbul Sokaklarında”, “Bir Millet Uyanıyor”, “Leblebici Horhor Ağa”, “Aysel Bataklı Damın Kızı”, “Bir Kavuk Devrildi”, “Evli mi Bekar mı?” ve “Halıcı Kız” filmlerinin senaryosunu yazdı, yönetmenliğini yaptı.

Tiyatronun Öncü İsmi: Muhsin Ertuğrul yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sahnelerin Yıldızı: Yıldız Kenter https://mandal-la.com/sahnelerin-yildizi-yildiz-kenter/ Sun, 17 Nov 2024 06:33:10 +0000 https://mandal-la.com/?p=2267 Sanat hayatı boyunca 100’ün üzerinde tiyatro oyunu, film ve dizide rol alan, 100’den fazla oyun sahneye koyan Yıldız Kenter, aramızdan ayrılışının beşinci yılında anılıyor.  Yıldız Kenter,  İngiliz kökenli Olga Cynthia (Nadide) ile Ahmet Naci Bey’in çocuğu olarak 1928’de İstanbul’da dünyaya geldi. Asıl adı Ayşe Yıldız olan sanatçı, ablası Güner, ağabeyleri Nedim ve Mahmut ile küçük […]

Sahnelerin Yıldızı: Yıldız Kenter yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sanat hayatı boyunca 100’ün üzerinde tiyatro oyunu, film ve dizide rol alan, 100’den fazla oyun sahneye koyan Yıldız Kenter, aramızdan ayrılışının beşinci yılında anılıyor. 

Yıldız Kenter,  İngiliz kökenli Olga Cynthia (Nadide) ile Ahmet Naci Bey’in çocuğu olarak 1928’de İstanbul’da dünyaya geldi. Asıl adı Ayşe Yıldız olan sanatçı, ablası Güner, ağabeyleri Nedim ve Mahmut ile küçük kardeşi Müşfik’ten oluşan 7 kişilik ailede büyüdü.

Yıldız Kenter, Ankara Devlet Konservatuvarını bitirdi. Verdiği bir röportajda, babasının desteğiyle konservatuvara girdiğini söyleyerek, “Annem sayesinde birçok şeyi yapabilme fırsatı bulabildik. Çok iyi bir kadındı. Babam da öyleydi. Çok şeyi teşvik etti. Hatta babam beni gizlice konservatuvara götürüp kaydımı yaptırdı. Çünkü ailemde, o yaşlarda tutucu görünen bir abim vardı. Sevgili abim, ‘Gitmeyeceksin oraya” diye tutturdu. Sonra tabii çok destek verdi, yardımcı oldu, yolumu açtı. Hayatımın en mutlu günleri, o konservatuvarda geçti. Dünyanın en rafine hocaları ile çalışma fırsatı buldum orada” ifadelerini kullanmıştı. Usta sanatçı, eğitiminin ardından Ankara Devlet Tiyatrosuna girerek, 1956-1959 arasında görev yaptı.

ABD ve İngiltere’de oyunculuk teknikleri üzerine çalıştı 

ABD ve İngiltere’de oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalarda bulunan sanatçı, Devlet Tiyatrosundan ayrıldıktan sonra bir yıl Muhsin Ertuğrul ile çalıştı. Yıldız Kenter, 1959’da kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğunu kurdu. Kent Oyuncuları, 2014’e kadar birçok oyunu sanatseverlerle buluşturdu.

Yaşamı boyunca tiyatroya sevgisi hiç bitmeyen sanatçı, yaptığı bir açıklamada şunları aktarmıştı: “Sanat zaten bir yaşam gücüdür bence. Onun için herhalde sevgili Atatürk’ümüz, “Sanatsız bir ülkenin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’ der. Ben de ona bütün yüreğimle katılıyorum. Yaşama yaşam katan, yaşamı katlayan, uzatan, renklendiren ve zenginleştiren inanılmaz bir güç.”

Ankara Devlet Konservatuvarı, İstanbul Belediye Konservatuvarı ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde bölüm başkanlığı da yapan sanatçı, üç kez Altın Portakal ödülünün sahibi oldu. Gittiği ülkelerde Türkçe’nin yanı sıra İngilizce oyunlar oynadı.

Usta sanatçı, Sovyetler Birliği, ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi. Shakespeare, Çehov, Brecht, Ionesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi uluslararası yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen ve Muzaffer İzgü’nün oyunlarını da sahneye koyan Kenter, 1981’de ‘devlet sanatçısı’ unvanı aldı.

Yıldız Kenter, kariyeri boyunca ulusal ve uluslararası birçok festivalde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü kazanırken, Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüzyılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı.

91 yaşında hayata veda etti 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1995’te tiyatro sanatına katkılarından ötürü Onur Ödülü’ne değer görülen usta sanatçı, 1998’de Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, 1999 ve 2000’de Afife En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü aldı. Kariyeri boyunca 100’den fazla tiyatro oyunu, film ve dizide rol alan Kenter, yaşamı boyunca sahnelediği roller ve sahneye koyduğu eserlerdeki başarısıyla dikkati çekti. Arkasında yüzlerce öğrenci ve unutulmaz oyunculuk sergilediği eserler bırakan sanatçı, 17 Kasım 2019’da 91 yaşında hayata veda etti. Kenter’in cenazesi Aşiyan Kabristanı’nda toprağa verildi.

Sanatçının rol aldığı eserlerden bazıları…

Tiyatro oyunları: ‘Salıncakta İki Kişi’, ‘Ben Anadolu’, ‘Anna Karenina’, ‘Gece Mevsimi’, ‘Oscar ve Pembeli Meleği’, ‘Sırça Kümes’, ‘Hep Aşk Vardı’, ‘Nükte’, ‘Martı’, ‘Harold ve Maude’, ‘Hamlet’, ‘Öfke’, ‘Ümitsiz Saatler’, ‘Çöl Faresi’, ‘Yağmurcu’, ‘Misafir’, ‘Finten’, ‘Tanrılar ve İnsanlar’, ‘Maria Stuart’, ‘Şatoya Davet’, ‘Onikinci Gece’, ‘Lady Frederick’, ‘Gelin’, ‘Yanlış Yanlış Üstüne’, ‘Sahne Dışındaki Oyun’, ‘Ölü Kraliçe’, ‘Fatih’, ‘Ramak Kaldı’, ‘Gölgeler’, ‘Elektra’, ‘Öteye Doğru’, ‘Miras’, ‘Hile ve Sevgi’, ‘Yalancı’, ‘Kıskançlar’, ‘Peer Gynt’, ‘Scapin’in Dolapları’, ‘Antigone’.

Sinema: ‘Vatan İçin’ (1951), ‘Ağaçlar Ayakta Ölür’ (1964), ‘İsyancılar’ (1965), ‘Pembe Kadın’ (1966), ‘Yaşlı Gözler’ (1967), ‘Anneler ve Kızları’ (1971), ‘Elmacı Kadın Fatma’ (1971), ‘Fatma Bacı’ (1972), ‘Ablam’ (1973), ‘Kartal Yuvası’ (1974), ‘Kızım Ayşe’ (1974), ‘Bir Ana Bir Kız’ (1974), ‘Zulüm’ (1983), ‘Hanım’ (1988), ‘Güle Güle’ (1999), ‘Büyük Adam Küçük Aşk’ (2001), ‘Sen Ne Dilersen’ (2005), ‘Beyaz Melek’ (2007), ‘Mevlana Aşkı Dansı’ (2008).

Sahnelerin Yıldızı: Yıldız Kenter yazısı ilk önce Mandal Radyo üzerinde ortaya çıktı.

]]>